Alışveriş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alışveriş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2017 Cuma

MISIR ÇARŞISI VE BÜYÜK VALİDE HAN

    Okul ve iş hayatından dolayı çok fazla İstanbul'a gitme fırsatı bulamıyorum. Gittiğim zamanda altını üstüne getirerek sabahtan gecelere kadar gezmeyi ve çok sevdiğim arkadaşlarım ile zaman geçirmeye bayılıyorum.
    Yine böyle kısa bir süreliğine İstanbul'a evime gittiğimde sevgili arkadaşlarımla alışveriş kaçamağı yapmak için Mısır çarşısına Mahmut Paşa 'ya gittik. Hazır buraya gelmişken de Büyük Valide Han da güneşi batırdık.

20 Ocak 2016 Çarşamba

HEM DEKORATİF HEM DE KIRILMIYOR



Ben bayıldım bu aynalara,hem kırılmıyor hem desen desen dekoratif şeyler ya...

Çok güzel hemde istediğin her yere yapıştıra biliyorsun. Kendi beğendiklerimi ve de alınacak listeme eklediğim birkaç fotoğrafı paylaşabilirim...


 Her şekli var bu aynaların :)








Yuvarlak detaylar :)



                                                        Saat olarak duvarda yer alanlar :)



Kare dizaynlı olanlar :)




Ayna değil tablo mübarek dedirtenler :)

                Benim en beğendiğim de bu kesinlikle bunu almalıyım bir İstanbul hayranı olarak :)







                                                     Kalpler romantikler için vazgeçilmez :)





                                                      Müzik  tutkunları için tasarlanan :)




                                                              Balık dünyasını sevenler :)


                                                             Kelebek hayranları için :)


                                                  Tavanda yıldız olmasını isteyenler için :)

Birçok alternatif var bu aynalarda :)ve daha görüp de paylaşamadığım o kadar çok tercih var ki :)


Almayı düşünenler bence internet sayfalarını iyice incelemeden almasın çünkü o kadar çok seçenek var ki aldıktan sonra keşke bunu değilde şunu alsaydım diye hayıflanmayasınız.

2 Aralık 2015 Çarşamba

NASIL GEZGİN

        
Adilcevaz otogar
     
      Bir şehre gittiğimde ilk işim o şehri didik didik araştırmak oluyor. Hele bir de zamanım oldukça  yeterli ise her  yerini karış karış gezmek istiyorum. Bunun için benim de ilk başvurmuş olduğum kaynak tabi ki de internet siteleri, sosyal ağlar …Fakat araştırdığımda her zaman karşıma çıkan yerler aynı oluyor. Nedense herkes şehrin o popüler olan yerine gitmiş özellikle orada fotoğraf çektirmiş ve şehrin geri kalanına hiç bakmamış bile. Ona göre güzel yada çirkin deyip yapıştırmış yorumlarını.
     Yahu bu şehirde hiç mi kale yok hiç mi müze yok hiç mi türbe yok en kötüsü hiç mi bir cami yok… Tamam anlıyorum yemek yemek çok önemli , cafelere gitmek, alışveriş mağazalarına gitmek, alışveriş yapmak gerçekten önemlidir. Ama unuttuğumuz bir şey var.
      Bir şehri geziyorsak öncelikle o şehri hissetmeliyiz diye düşünüyorum. Bunu da en iyi şekilde yapmak için o şehrin gidilmemiş görülmemiş hatta el değmemiş doğal olan yerlerine bakmak gerekir.
Tarihine inmek yani geçmişine inmek gerekir, ön yargılarımızdan sıyrılarak. Daha önce hangi devletler yaşamış bu şehirde hangi savaşlar yapılmış acaba nasıl kazanılmış bulunduğum bu yer nasıl oluşmuş diye bir sorgulamak lazım.
     Çoğu arkadaşlarımın aklına tatile gidiyorum dediğim zaman deniz, kum, güneş geliyor. Hepsi nereye gideceksin hangi otelde kalacaksın nerede ki deniz de yüzeceksin diye soru soruyorlar. Nasıl cevap vereceğimi inan ki şaşırıyorum. Ben tatil dediğim zaman aklıma daha farklı şeyler geliyor.Kültür benim için cidden önemli çünkü daha fazla şey öğreniyorsunuz.Tabi ki denize de gideceğiz yüzme sporumuzu da yapacağız güneşten de en iyi şekilde yararlanacağız ama önemli olan şu ki o tatilden size geriye ne kaldı.Bir şehirden başka bir şehire tatile giden arkadaşlarımın en büyük keyfi 5 yıldızlı denize sıfır her şey dahil bir otelde bir hafta boyunca konaklamak. Geç saate kadar uyuyup sonra  kalkıp açık büfede kahvaltı yapıp sonra biraz denize girip güneşlenerek zaman geçirmek, akşam yemek yemek, gece kulübe gitmek sonra tekrar uyumak. Allah’ım bu nasıl bir tatil anlayışıdır. Ben akıl sır erdiremiyorum.
Ne gerek var ki evinde kal akşama kadar yat J Hem paranı, hem zamanını harcayıp o kadar yol tepip böyle bir tatil yapıyorsan saygı duymasına duyarım ama hay senin aklına da derim yani J
       Bilmiyorum belki de doğru olan tatil şekli budur da ben yanlış yapıyorumdur. Ama gerçekten açık yüreklilikle bana gelen soruları cevaplamak istersem ben böyle gezmekten ve beynimi bu şekilde doldurmaktan çok memnunum.
Çünkü benim için tatil demek bir şehre gittiğim zaman oradaki tarihe yerlere gitmek, müzelere ören yerlerine,camilere,kiliselere,hanlara,kervansaraylara,medreselere,türbelere,dağlara,kalelere,denizlere,adalara kısacası her yerine zaman ayırarak gitmek demek nasıl bu zamana geldiler öğrenmek demek…
       Sizlerin de iyi bir gezi yapmak istiyorsanız bu şekilde gezmenizi hatta gözünüzün kulağınızın her zaman açık olmasını tavsiye ederim.
Gitmek istediğiniz her yere gidebilmeniz dileğiyle…             

2 Eylül 2015 Çarşamba

MİNİATÜRK (MAKET PARK)

 

      Ankaradan gelen kuzenim ile İstanbul turu atmayı düşünüyorduk.Fakat hep aynı yerlere gitmeyelim dedik bu sefer farklı yerler keşfedelim.

      Aklıma daha ilk açıldığı dönemeler de gittiğim üzerinden epey geçtiğini ve son zamanlar da da gitmediğimi fark ettiğim Miniatürk geldi. Türkiye'de de gezilmesi gereken yerler denildiğinde üst sıralarında gelmekte olan bir açık hava müzesidir.
Müze giriş ücreti olarak kuzenime tam 5 tl bana ise öğrenci 3 tl ödedik.
    Hatırladığım kadarıyla 2003 yılında açılmıştı burası ve ben o zaman lise sıralarında idim ve meraktan arkadaşlarla toplanıp hemen gitmiştik.Daha sonra da okul turlarıyla gittik.
Ama burası çok büyük bir yer 60.000 metrekareye kurulu bir açık hava müzesi aslında park alanı. Buraya geldiğinizde uzun zaman ayırmalısınız.Çünkü içerisinde Türkiye ve Osmanlı coğrafyasında bulunan birçok eser var.En fazla eser İstanbul'dan tabi ki 59 adet ,öyle olması da gerekiyor zaten benim düşüncem de bu yönde çünkü İstanbul sıradan bir şehir değil özel bir konuma özel bir tarihe sahip ve geçiş noktası olan bir şehir.Roma,Bizans,Osmanlı yapılarının bir arada bulunduğu şehir.
57 eser de Anadolu'dan seçilerek oluşturulmuş.Keza Anadolu'nun her yerinde muhteşem eserler mevcut.Her birini tek tek görmeyi gerektirecek yapılar.Ayrıca bu açık hava müzesinde yani maket müzede 12 eser de Türkiye dışında kalan yerlerden örnek alınarak yapılmıştır. Tam olarak 128 eser bulunmakta imiş hepsini tek tek saymadım ama broşüründe öyle yazmakta.

Burada bulunan tüm eserler açık hava şartlarına uygun olarak yapılmış.Her birini tek tek gezerken aslına uygun olarak yapıldığını renginin dokusunun hatta o kadar uğraşılmış ki üzerinde bulunan yazılara işlemelere kadar özenle tek tek yapılmış.

     Miniatürk'ü gezerken her eserin önüne gidip bilgi aldık tek tek inceledik fotoğraf çektik.
Bazı eserler gerçekten çok özeldi hele köprüye bayıldım diyebilirim.Malum yaya olarak köprüde yürümek hayal yani hee her sene yapılan o olimpik koşu hariç tabi orada birçok insanla beraber bulunuyorsunuz.Ben de bu hayali burada doya doya gerçekleştirdim.

İstanbul da bulunan yapıların hangilerine gitmedim diye bakınırken gözüme Sadullah Paşa Yalısı ilişti çünkü buraya gitmedim ve algıda seçicilik olsa gerek ki ilk gözüme çarpan orası oldu. İstanbulu geçip Anadoludaki eserlere bakmaya başladım ve görmediğim daha bir çok eser olduğunu fark ettim özellikle de Nemrut ve Efes beni çağırmakta idi.En kısa zamanda gitmek ümidi ile diyorum.

İleride görmüş olduğum eserler Yurt dışında bulunan eserler benim aklımı başımdan alan eser ise tabi ki herkes de de olduğu gibi Kubbet'üs Sahra ve Mescit-i Aksa idi.

Kuzenim ile gezimiz den oldukça keyif aldık bol bol gezdik,öğrendik,fotoğraf çekildik.Buradaki hediyelik eşya mağazasından kendimize hatıra kalacak özel eşyalar aldık.Ben yine her zamanki gibi seçimimi kupa bardaklardan ve mağnetlerden yana yaptım.Yani koleksiyonuma bir kupa ve bir mağnet ekleyerek artırmaya devam ediyorum buradan da ayrılırken.

Aynı zamanda Miniatürk ün içerisinde bulunan Zafer müzesini ve Kristal müzesini de gezmekten geri kalmadık.(Diğer bir postta bu iki müzeden de bahsetmeyi düşünüyorum.)Ve bu güzel gezimizi bir kahve ile sonlandırdık.İsteyen herkesin ve özellikle de İstanbul'da bulunan herkesin gitmesi ve görüp anılar biriktirmesi dileğiyle...
 










    



31 Ağustos 2015 Pazartesi

İSTANBUL HATIRASI

 









YAZAR:AHMET ÜMİT
KİTAP:İSTANBUL HATIRASI
YAYIN:EVEREST YAYINLARI
SY. SAYISI:565
KİTAP ÜCRETİ:18 TL

(kütüphanelerden ücretsiz olarak ödünç alabilirsiniz.)



                  



                                             ---- KİTABIN ARKA KAPAĞI----

Byzantion’dan İstanbul’a uzanan,heyecan yüklü bir serüven Sarayburnu’nda,Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset.Avuçlarında antik bir para…Ama ne bu ceset son kurban,ne de bu antik para son sikke.
Yedi kurban,yedi hükümdar,yedi sikke,yedi kadim mekan.Ve tek bir gerçek bu şehrin gizemli tarihi.
‘‘Şehre bakıyorduk denizden,sisler içindeydi İstanbul…Sisler içinde deniz…Sisler içinde teknemiz.Sultanahmet' in minareleri idi görülen , Ayasofya'nın kubbesi,Topkapı Sarayı’nın kuleleri.Hiç yağmalanmamış,yıkılmamış,kirletilmemiş gibiydi şehir.Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa,ne varsa görüntüyü çirkinleştiren.Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi…Büyülü bir bulut gibi…Bir masal imgesi gibi…Yeni kurulmuş bir kent gibi…Taze bir başlangıç gibi…Genç,umutlu,güzel…
İstanbul’a bakıyorduk denizden ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk…Onların gözlerindeki kendi kaderimize çaresizliğimize bakıyorduk,avuçlarımızda büyüyen zavallılığa,kanımızda filizlenen korkaklığa…Elimizden alınan hayata bakıyorduk…umut dolu sabahlara,eğlenceli bahar akşamlarına…sönen anılarımıza bakıyorduk,ölen hayallerimize,yıkılan düşlerimize…sönen anılarımızı,ölen hayallerimizi,yıkılan düşlerimizi yükleyip yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize…Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk.

                   Benim Düşüncelerim ise:



İstanbul adının geçtiği kitaplar beni özellikle kendilerine doğru çekiyorlar nedense bilmiyorum.Kitabın ismini duyar duymaz almaya karar vermiştim ama kitabın kabını görünce resmen kitaba aşık oldum.Turuncu ve beyaz renkte olan ve arkasına da İstanbul silüeti yerleştirilen bir kitaba aşık olmamak mümkün mü? Eve geldiğimde direk kitabın arka kısmını okudum ve zaman kaybetmeden kitaba başlayıp bir çırpıda bitirdim.Yazarın anlatımına hayran kaldım zaten yazıların sırası kişilerin tanıtım aşamaları,olayların anlatılış gizemi,nedense sona yaklaştığınızın hazzını bile yaşatmıyor hiç bitmesin diye okuyorsunuz…
Ama kızmadım değil çoğu yerde kahramanlara,üzülmedim değil hallerine…En çokta kitap da hayali yerlerin anlatılış şeklini sevdim.Tarihi açıklama kısımlarına değinmiyorum bile bittim yani.


Harika bir polisiye kitabı okumayı düşlüyorsanız fazla uzatmadan mutlaka bu kitabı okuyun diyorum.Hatta ve hatta Ahmet beyin diğer kitaplarını da sıralarını benim gibi fazla bekletmeden okuyun diyorum.Çünkü hiç pişman olmazsınız.

29 Ağustos 2015 Cumartesi

KIBRIS KÖY GEZİLERİ




      Kıbrısın köylerini gezmeye çıkmıştık ki karşımıza çok güzel manzaralar çıktı.Fotoğraf makinemize çok güzel kareler nakil oldu.Kıbrısın her ilçesinde o kadar çok köy var ki gezmekle bitiremiyoruz.Aslında biter de o kadar güzel yapılar ,o kadar güzel tarihi yerler ve doğa olayları çıkıyor ki karşımıza durup bakmaktan geçmişini öğrenmekten fotoğraf çekip hayretle iç geçirmekten zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz bile...Gezdiğimiz tüm yerlerin hepsini yazmam mümkün değil tabi ama başka postlar da tek tek de olsa yazmaya çalışacağım.

      Biz zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz fakat midemiz zil çalınca saate bakmak aklımıza geliyor.
Gezerken nerede bir şeyler yesek diyorduk ki karşımıza bir fırın çıktı.bu bizim bildiğimiz o şehir fırınlarının yanından bile geçmiyor.Aksine çok daha iyi...Çok candan ve sevecen insanlar çalışmaktaydı burada ve fırının duvarlarında çok güzel köy eşyaları asılıydı.Ekmek o kadar güzel kokuyordu ki açlıktan olduğunu düşündüm ama yok gayet güzeldi.Hemen aldık ekmeklerden şansımıza peynirde vardı burada biraz da peynir alarak atladık arabaya. Kızlar o kadar acıkmış ki hemen ekmek arası peynir yaparak mideye indirdiler.Peynir buranın özel peyniriymiş adı Hellim kızartılarak da yeniliyormuş.Eve gidince onu da deneyeceğiz tabi ki hatta tadı o kadar güzel ki bizimkilere bile götürmeyi düşünüyoruz.



    Yolumuza devam ederken arkadaşım aaa dur dedi buralarda bir yerde sevgili ağacı vardı.Kenara parkedeyim de biraz yürüyelim ağacı da görün dedi.Biraz yürüdük çok güzel manzaralara sahip el değmemiş yerler vardı.Buralar da fotoğraf çekmek harika...Karşımıza çıkan ağacı gördüğümüzde yok artık dedik.Gövdeleri farklı yan yana olan iki ağaç fakat dalları ile birbirine birleşmiş ama o dal hangisinin belli olmuyor.Adeta bir köprü oluşturmuşlar aralarında.Nasıl ya insanlar bile birbirlerini yerken doğru düzgün geçinemezken bu ağaçlar inanılmaz doğrusu.Gözümle görmesem inanmazdım çünkü bizim halkımız hikayeleri masalları severler kesin uydurmuşlar derdim.



Tekrar arabaya binip de yola devam ettiğimizde karşımıza otlayan keçiler çıktı.Arabayı durdurup biraz etrafı izledik.Bizimki başladı konuşmaya bir rivayete göre buradaki keçilerin erkek olanları yani oğlaklar öyle kolay kolay yakalanmazlarmış.Allah aşkına hangi hayvan göz göre göre yakalanmak ister.Öleceğini bile bile kendini teslim eder.Can tatlı sonuçta...


Uzunca bir geziden sonra Lefkoşa sokaklarını arşınlamaya ve biraz daha alışveriş yapmaya karar verdik. Yalnız buraları gezerken gördüğümüz evleri,o güzelim bahçeleri o güzelim ağaçları,çiçekleri anlatamam yok yani böyle bir güzellik.

Lefkoşa da merak ettiğim o Osmanlıdan kalma evlere baktım yapılarını inceledim ve dedim ki içimden o zaman ki insanlar bu işi biliyorlarmış.O kadar güzel evler inşa etmişler ki kapılarına mı bakayım duvarlarına mı pencerelerine mi el sanatlarını burada da konuşturmuş yine Osmanlı.
Gezdiğimiz her şehrin her ilçenin,her köyün bir hatırası bir tarihi vardı ve biz bu hatıraları paylaşmayı o tarihi öğrenmeyi o kadar arzulamışız ki Allah nasip etti bize.İnanılmaz bir huzur kapladı içimizi ve tatlı yorgunlukla soluklandık,acısıyla tatlısıyla gezdik,dolaştık.
Tatilin son günlerine yaklaşırken gezmediğimiz yer kalmasın diye uğraşmaktan karnımıza kramplar giriyor.İnşallah her karışını gezeriz diyoruz ve devam ediyoruz.


Evet buralardan kendime küçücük belki ama maneviyatı büyük olan eşyalar aldım. En önemlileri de koleksiyonum olan bardak,fincan ve magnetlerime yenileri eklendi.

Belki tuhaf gelebilir size ama kupa bardağı ve fincan koleksiyonu yapıyorum.Herkesin yaptığı bir şey olduğunu düşünmüyorum.Şehirleri gezerken o şehirde üretilmiş ve o şehri anlatan bardakları almayı ve böyle güzel yazıları yazarken bu kupalardan kahve içmeyi seviyorum.Fincanlarımı ise içinde pişirdiğim kahvenin kırk yıl hatırı varsa fincanın neden olmasın diyerek sevdiklerim ile paylaşmak içindir.Magnetleri alma nedenim ise mutfakta çok vakit geçirdiğim için dolabın üstünde gözümün önünde olmasını sevdiğim ve ne kadar az yere gitmişim daha gidilecek çok yer var diye sürekli dürtülerimi güçlendirmektir.

Bir de duvarım da kocaman bir Türkiye ve Dünya haritası var.Onlarda benim dürtülerimi canlandırma rehberim diyebilirim.
Ama önce Türkiyem diyorum sonra diğer yerler...

İsteyen herkesin bu güzel yerleri gezip görmesi ve güzel anılar biriktirmesi dileğiyle.

28 Ağustos 2015 Cuma

BÜYÜK HAN'IN BÜYÜKLÜĞÜ

     


        Kıbrıs da Yeşil Hattı gezdikten sonra buraya çok yakın olan Büyük Han ‘ı da gezelim dedik. Hem çok gezip yorulmuştuk ,biraz mola verip dinlenmek ve bir şeyler yiyerek enerji toplamak için Büyük Han’a doğru yol aldık.
Ben tarihi yerleri ve doğanın mistik yerlerini gezmeyi sevdiğim için canım arkadaşım bana öğrendiği her şeyi öğretmeye ve her yere götürmeye çalışıyor. E ben de tabi onu bu şevkten mahrum etmiyorum tabi ki.
Büyük Han da böyle tarihi ve güzel bir yermiş ben daha önce gitmediğim için merak ettim.Canım arkadaşım beni hiç bilgilendirmez ise olur mu?

Büyük Han 1572 yılında Kıbrıs'ın ilk Osmanlı Valisi olan Muzaffer Paşa tarafından inşa ettirilmiş. Birbirine benzeyen 68 dikdörtgen şeklinde odadan oluşuyormuş, ortasında küçük bir cami bulunan Büyük Han, Anadolu'da bulunan Osmanlı devri çarşı içi iş merkezleri yapısında imiş. Birleşik Krallık hakimiyetinde ilk olarak hapishane, daha sonra ise fakirler için barınak olarak kullanılan bir yapıymış Büyük Han.
Büyük Han dan içeri girer girmez bir huzur kaplıyor içimi bu tarihi yapılar sanırım beni kendi içine çekiyor. Ben de kendimi bırakıyorum ve gezmeye başlıyoruz bu tarihi yapıyı.
Herkesin olduğu gibi benim de batıl olan inançlarım vardır. Bunlardan birisi de su sebilleri ve çeşmelerden su içmek. Ben bu çeşmelerden su içildiğinde tarihten gelen bir parçayı ruhuma aldığımı ve o suyla beraber harmanlandığımı düşünürüm. Onun için de bunu hiç ihmal etmem.
Gezip gezip yorulduk o kadar en iyisi bir şeyler yiyelim diyerek kendimizi buradaki cafelerden birine atıverdik. Buranın meşhur böreklerinden yemeden edemedik.


      Yemek yerken canım arkadaşıma daha önceden gitmiş olduğum Hanlara benzettim burayı dediğimde hangisine Eskişehir de olanına mı dedi bende yok hayır Bursa da olan hana benzettim diyince evet haklı olabilirsin nede olsa aynı Osmanlı yarı tarzında yapılmış diyerek yanılmadığımı doğruladı.
Bu Han ticaret açısından çok önemli çok değerli bir yermiş.Geri dönüşte istenilen hediyeleri alabilmek adına ve orijinal olmasını sağlamak amacıyla burayı baya bir arşınladık. Ama değdi doğrusu çok güzel şeyler satın aldık öyle çok da pahalı değildi doğrusu el emeği olması da cabasıydı.
İnsanlar ne kadar becerikliler ya keşke bende bu kadar becerikli olsam diyorum böyle güzel  el işlerini gördüğüm de ama yapacak bir şey yok.
Her iş yerinde(dükkanında) başka bir maharet başka bir güzellik vardı. El ile yapılan o güzelim sabunlar ,Harup denilen o özel yiyecek yani keçi boynuzundan yapılan o pekmez.Bunu  satan abla ise bu likit çikolata gibidir hepsini aynı anda yeme dedi sakın.

O sakız kabaklarına işlenen sanatı ise başka bir yerde göremem sanırım inanılmaz derecede muhteşemdi.


Ve buradan tabi ki de koleksiyonuma mağnet almadan gitmek olmazdı.Ben cidden buradan çok keyif aldım o güzel ve önemli sayılacak kadar özel olan tarihinden, İçerisindeki o güzel şirin ve küçük kafelerden, o küçük el işlerinin ve onlara verilen o emeklerin ve o sanatın eşsizliği …





19 Ağustos 2015 Çarşamba

YEREBATAN SARNICI


       Yerebatan Sarnıcına bugün yeniden şehir dışından gelen bir arkadaşımı gezdirmek için gittim. Buraya her geldiğimde farklı bir tat aldığımı itiraf etmeliyim. Her geldiğimde bu yerin bir farklılığıyla karşılaşsam da ilk günkü heyecanımı hala korumaktayım.

Hatırladığım kadarıyla buraya ilk gelişim lise döneminde olmuştu. Daha sonra da defalarca arkadaşlarımı gezdirmek için gelmiştim hatta birkaç kere de şiir dinletisi için gelmiştim. Burada muhteşem bir ambians var. Nemli ve rutubetli olan bu yer bence oldukça mistik bir dokuya da sahip. Sarnıca girme ücreti de öğrenciler için o kadar pahalı değil 5 lira idi.Normal giriş tabi iki katı idi 10 lira.



     Yerebatan sarnıcı günümüze Bizans ve Roma dönemlerinden kalmış bir yapıdır. Bu sarnıcın yapılma nedeni ise kent kuşatıldığı takdirde kentin su ihtiyacını bu sarnıçlardan karşılamakmış. Osmanlı  durağan suyu temiz saymadığı için bu gibi eserlere çok da önem vermemiş ve buradaki suyu sadece sulama amaçlı kullanmıştır.


Uzun zaman kendi kaderine terk edilmiş olan bu eser yapmış olduğum araştırmalara göre 1990 lı yıllarda tekrar temizlenmiş ve onarılmıştır. Yerebatan sarnıcının içerisindeki suda bulunan balıklar ise sonradan buraya ilave edilmiştir. 









Yürüme yolları oldukça güzel şekilde onarılmış ve bu yollardan sarnıcın sonuna kadar gidilip ters dönmüş Medusa başını görmek paha biçilemez. Tabi ki ölümsüzleştirmek için fotoğrafta çekilmelidir. Medusa neden mi bu kadar önemli çünkü kendisi tarihte mitolojik bir kahramandır.
Sarnıcın içerisindeki ışıklandırma oldukça güzel fakat klasik fotoğraf makineleriyle aynı ışıklandırma şeklini fotoğraflamak oldukça zor. Ama yine de hatıra kalması açısından çekilen fotoğraflar da oldukça cürretkar bir sarnıç olduğunu göstermektedir.
















Burası ayrıca Bazilika Sarnıcı olarak da anılmaktadır. Tam olarak 336 tane sütun olduğu kaynaklarda yazmaktadır. Bazı sütunlar özel olarak kabul edilmiş hatta bir tane sütun var ki cidden diğerlerinden farklı benim de hayran olduğum her gittiğim de fotoğraf çektirdiğim ağlayan sütun denilmekte kendisine ve aynı zaman da dilek sütunu deniliyor,daha önce Ayasofya da görmüş olduğum sütunun bir benzeri de burada var yine küçücük bir deliğe parmağınızı sokup tam bir tur attırarak dileğinizi diliyorsunuz. Bu hoşunuza gitmediyse dilek dileyip suya bozuk para da atabilirsiniz. Ya da benim gidi çok dileğiniz varsa her ikisini de  yapabilirsiniz.


























Buradan her dilde çevirisi bulunan broşürlerden ücretsiz olarak alıp tarihi ile ilgili farklı bilgilerde bulabilirsiniz. Ayrıca burada biraz pahalı da olsa bir kafe bulunmakta gezdikten sonra oturup bu havayı teneffüs etmek isterseniz ya da bizim gibi dedikodu yapmak isterseniz tercih edebilirsiniz.



Çıkış bölümün de yanda ufak hediyelik eşya satan dükkanlar var biz yine tercihimizi magnedlerden ve kitap ayraçlarından yana kullandık ama cidden çok güzel objeler bulunmaktadır.
Arkadaşım ile birlikte burada harika zaman geçirdik ve birlikte çok güzel anlar paylaştık aynı zamanda güzel bilgiler edinerek çok güzel fotoğraf kareleri yakaladık.






















İsteyen herkesin bu güzel yere gelerek harika vakit geçirmesi ve arşivine güzel fotoğraflar ekleyerek yeni anılar  oluşturması dileklerimle…

BURSA YEŞİL CAMİ & YEŞİL TÜRBE

Bahçelievler Belediyesinin düzenlemiş olduğu günübirlik Bursa gezisine katıldığım ve soluğu o çok istediğim Yeşil Cami de aldığım anı paylaş...