Film:Evde Curcuna Oyuncular:Billy Crystal,Bette Midler,Marisa Tomei, Tom Everett Scott Yönetmen:Andy Fickman Yayın Tarihi:25 Aralık 2012
Ev arkadaşımın ısrarı üzerine komedi filmi izlemeye karar verdik.Ben genel de komedi filmlerine gülmem o da iflit olur malum bu filmde komedi filmi tarzında değildi. Büyükdede ve büyükanneleriyle bir kaç gün geçirmek zorunda kalan 3 canavarın hikayelerini ve değişimlerini anlatan bir aile filmiydi. Filmi beğendik beğenmesine ama keşke komedi filmi denmeseydi çünkü bizim filmin sonlarına doğru gözler buğulandı ve şıpır şıpır yaşlar döküldü gayet duygusala bağladık yani... Film de nelere dikkat ettin diye soracak olursanız eğer bırakın şu mükemmel çocuk yetiştirme ayaklarını biraz akışına bırakın bazı şeyleri bırakın ya çocuklar özgürce büyüsünler. Ben kendi çocukluğumu hatırlıyorum da ne kadar özgürdük sokaklarda geç saatlere kadar çılgınca oyun oynardık.Hafta sonları pikniklere,denize giderdik.Ağaçlara tırmanır,bisiklet sürer,top koştururduk,ip atlardık.Kışın kartopu oynardık. Şimdiki çocuklar neredeyse hep evde dört duvara hapis oldular bari bırakın kendi kendilerine büyüsünler birazcık yahu... Bir de bırakın da istediği aktiviteleri yapsınlar sizin zorunuz ile bir şeyler yapmasınlar. Genel itibariyle film güzeldi,aile ile birlikte izleyebileceğiniz eylenceli keyif alırken de bilinçlenebileceğiniz bir film. İyi seyirler...
Bazı filmler defalarca izlenmeyi hak ediyor hemde ilk izlenme heyecanında...
Hayatın içinden hayat gerçekliğiyle, konular çarptırılmadan ,degindirme yapılmadan, tarih atlanmadan ,hataya yer verilmeden ,kafa karışıklığı oluşturulmadan yapılan pek nadir filmler vardır.İşte gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim ve izlendiğinde nasıldı diye sorduğumda pişman olmayacağım bir film.
Filmin Adı: Hayat Güzeldir
Orijinal Adı:La Vita E Bella ( Life İs Beautiful)
Yönetmen:Roberto Beningni
Oyuncular:Roberto Beningni , Nicoletta Braschi , Giorgio Cantarini , Giustino Durano , Sergio Bini Bustric
Ülke:İtalya
Tür:Romantik,Tarih,Savaş,Dram...
Vizyon Tarihi:20 Aralık 1997
Süre:116 dak.
Çoğu insanda benim gibi düşündüğü için ki bu kadar çok ödül almış bir film.
Film bir kitapçıda cd şeklinde ilk elime aldığım da arkasını okuyup hadi bunu da alayım diyerek tanıştığım bir filmdi aslında.Daha sonra uzun bir süre rafta izlenmek için sırasını bekledi.İzlendikten sonrada vazgeçilemeyenler bölümüne terfi etti.
Filmden bahsetmem gerekirse filmin sonunda biterken çocuğun dediği cümleyi tekrarlarım ''Ailesi için çok fedakarlık yapan bir babanın hikayesidir:''
Gerçekten izleyip de film bittikten sonra böyle babalarda varmış diyorsunuz.Çünkü benim babam asla bunu yapmazdı...
Film ilk başlangıçta biraz sıkıcı geliyor daha doğrusu bana öyle geldi.İşte tanışma merasimi Guido'nun Dora'ya aşık olması önlerine çıkan engeller bu engelleri aşarak evlenmeleri daha sonra çocuklarının olması gibi...
Fakat 2.Dünya Savaşı'nın olmasıyla ortaya çıkan durumlar izlerken heyecanlanmanızı sağlıyor ve o sıkıcılık birden kalkıveriyor.Yahudi oldukları gerçekliğini değiştiremedikleri ve ozamanın toplama kamlarına götürülmelerini konu alan ve de çocuğunu savaşın gerçek yüzünden korumaya çalışan bir babanın çocuğuna uydurduğu yalanlar...
Keşke hayatımız da karşılaştığımız tüm yalanlar bu derece masum ve koruyucu olsa keşke bu derce hayat kurtarsa...
Diyeceğim o ki çok fazla film izlememe rağmen paylaştığım keyif aldığım üzüldüğüm ve mutlaka izlenmesi gerek dediğim filmler arasında bu film ve eskiyeceğini hiç ama hiç düşünmüyorum.
Şimdiden iyi seyirler dileyerek adı gibi güzellikler getirsin bu film...
Bir filmden beklentiniz nedir? Eğer kendiniz gibi olmayan
bir insanın hayatını öğrenmek ve empati kurmak isterseniz bence bu filmi
izlemelisiniz derim.
Ben bu filmi aslında rastgele izledim.Farsça dilini
öğrenmeye ve anlamaya daha doğrusu telaffuzların ne derecede yapıldığını
duyabilmek için Farsça filmler izlemeye çalışıyorum.
Yine bir film ararken youtube de Cennetin Rengi adlı filme
denk geldim ve izlemeye başladım. Filmi mi takip edeyim göz yaşlarımı silip
silip alt yazılara mı bakayım ? Bilemedim…Üst üste iki kere izledim ve yine
duygulandım.
Film de gözleri görmeyen bir çocuğun yaşamını anlatıyor. Küçücük
yaşında annesini kaybettiğinden ve onu ninesinin büyüttüğünden bahsediliyor. Ve
köyde yaşayan ailenin çocuğu hem okuması hemde kendilerinden uzak tutmak için
şehre yatılı körler okuluna gönderildiğini anlatıyor. Genç yaşta eşinin ölümü
üzerine çocuklarıyla bir başına kalan babanın çaresizliğinden ve çalışmak
zorunda olmasından yaşamış olduğu sorunları anlatıyor. Ve dramatik bir filmde
beklenen son geliyor…Olmadık yerde olmadık şekilde film bitiyor.
Kesinlikle izlenmesi ve hayatımızda sahip olduğumuz her şeye
şükür dilememizi hatırlatan bir film…
Film de en çok çocuğun marangoz ile ağlayarak konuşması ve
Allah’ı arayışı,o anlatımı içime dokundu…
Evet kısaca bahsetmek istedim filmden umarım merak edip
izlersiniz ve benim yaşadığım duyguları sizlerde yaşarsınız.
Bu arada film 1999
da çekilmiş olan yani biraz eski bir film. Ama benim kült filmlerim arasına
girdi diyebilirim. İran yapımı dramatik bir film. Majid Majidi’nin senaryosunu yazıp yönettiği filmin
başrol oyuncuları Mohsen Ramazani ve
Salameh Feyzi idir.Oyunculukları oldukça başarılıydı çok doğal,samimi,içten
bir şekilde oynanılmış. İzlemeye başladığınız andan itibaren sizi içine alan bir
filmdi.
Barış Manço
deyince ilk aklımıza gelen tabi ki de onun farklı imajı ve kulaklarımıza
doygunluk veren inanılmaz şarkıları ve besteleridir.
Bende onun şarkılarıyla beraber olan bir post yayınlamak istedim.
1943 yılında dünyaya gelip 1999 yılında da göç eden Barış Manço
52 yıllık yaşamını müziğe adamış ve bizlere daha güzel daha kaliteli eserler
bırakabilmek için kendisini durmadan geliştirmiştir.
Ben bir hafta
sonumu ,çocukluğumu şarkılarını dinleyerek ,yapmış olduğu programları izleyerek
geçirdiğim bu güzel insanın müze yapılan evini ziyaret edip hakkında daha fazla
bilgi edinmeye ayırdım.Bunu yapmanın ve
şuan sizlerle paylaşıyor olmanın mutluluğu içerisindeyim.
Barış Manço’nun müze yapılan evine bayıldım .Kadıköy'ü çok seven bir arkadaşım ile buraya gittik.Müzeye giriş ücreti olarak arkadaşım tam bilet alarak 6 lira ödedi ben indirimden yararlanarak 4 lira ödedim.Daha eve girmeden kapının önünde bile içeri girince nelerle
karşılaşacağınızı bilir gibisiniz.Bizi Barış Manço adam olacak çocuklarla beraber hoş geldiniz
diyerek kapıda karşılamakta en güler yüzüyle,içtenliğiyle …
Bahçe
korkuluklarının yanındaki çocuk heykelleri ‘’adam olacak çocuk ‘’programından
bizleri karşılıyor merhaba diyerek.
Toprağa ekilen rengarenk sebzeleri görünce
‘’domates,biber,patlıcan ‘’şarkısını söylemeden geçemiyoruz.Hele bir de
merdiven önünde ki arkadaşım eşek yüzümü güldüren en güzel detaydı .Yine
bahçede kullanmış olduğu arabalarından biri cam camekan içerisinde
sergilenmekteydi .
Hayatını müziğe
adamış bir sanatçının bestelerinin yazılı olduğu kağıtlar olmazsa olmazdı zaten
…
Kapıdan içeri girerken bizi bir masa karşılıyor taş
plaklarla kaplı olarak…Heyecanıma yenik düşüp ilk odaya hızlıca giriverdim ve
karşımda piyanosu başında hala oturan Barış Manço vardı.Etrafa göz gezdirirken
gerçekten muazzam bir hayat yaşamış olan bu adamın gittiği her yerden bir obje
taşıyıp evine getirmemesi cidden abes olurdu.
Pencere kenarlarına açılmış olan nişlerin içerisinde Barış
Manço ‘nun farkı ülkelerden toplamış olduğu vazo koleksiyonlarını gördüm ve ne
kadar zevkli olduğunu ne kadar sanatçı ruhlu olduğunu bir kez daha fark ettim.
Duvardaki her
tabloyu ayrı ayrı inceledim ve resmin yapabilmekten ziyade yapan kişiye saygı
göstermenin ve yaptığı tabloya sahip çıkmanın daha değerli olabileceğini çok iyi anladım.Ayrıca sahne kostümlerinin çerçevelenip duvara asılması bana
adeta tv programlarını izlediğimde üstünde görmüş olduğum o hali ile hatırlatma yaptı.
Bir köşede
Barış Manço’nun almış olduğu ödüller vardı.Hepsini tek tek inceledim ve böyle
bir insanın Türk olmasından bizim ülkemizden çıkmış olmasından büyük gurur
duydum.Barış Manço ödül almaya daha Galatasaray lisesinde öğrenimine devam
ettiği dönemlerde başlamış.Bunun devamı ise öğrenimini devam ettirmek için
gittiği Belçika Kraliyet Akademisinde gelmiş .Hazırlamış olduğu Tv
programlarından almış olduğu ödüller , Dünyayı gezerken göstermiş olduğu
başarılarından,paylaşımlarından dolayı almış olduğu ödüller.Bestelerinin,
söylemiş olduğu şarkılarının insanlara ulaşabilmesi için oradan oraya konsere
koşan Barış Manço’nun ödülleri hepsi buradaydı.Hepsi gurur kaynağıydı.
Beni çok şaşırtan ,dikkatimi en çok çeken ödüller ise
Belçika devleti tarafından verilen Türk Kültür Elçisi ve Japonya devleti
tarafından verilen yüksek şeref madalyası idi.
Beni şaşırtan bir diğer olay ise bunun gibi bir müzenin de
Belçika’nın Liege kentinde de bulunması çünkü Barış Manço eğitim amaçlı uzun
zaman burada yaşadığından dolayı orada bulunan evini ‘’Liege Barış Evi ‘’olarak
müzeye dönüştürmüşlerdir.
Evi gezmeye devam ettiğimde duvarlarda eserlerinin yazılı
olduğu solfej kâğıtları çok güzeldi adeta duvarlarda gördüğüm şarkıları
söyleyerek evi yani müzeyi gezdim diyebilirim.
Üst kata çıkarken merdivenlerin piyano tuşları seklinde
oluşturulması duvardaki notalı kâğıtlar adeta sizi müziğin içerisine çekiyor.
Yukarı çıktığımızda bizi yatak odaları ve Barış Manço’nun
hepimizin hayran kaldığı o özel eşyaları kemerleri,yüzükleri ,takıları
karşılıyor.
Gitar şeklinde olan dolaplar ve yüzüklerinin konulduğu o
kocaman yüzük seklinde oluşturulan dolap çok güzeldi . Pencere ve kapı
camlarının vitrayları çok renkli ve göz alıcıydı.
Koleksiyonları incelerken
kendimden geçtiğim doğrudur.Banyolar ve kapalı bahçe hariç evin her yanı antika
ve yaşanmışlık kokuyordu adeta büyüleyiciydi.O simsiyah aralara beyazlar
serpiştirilmiş banyoyu görünce şaşkınlığımı gizleyememiş ve bu kadar renkli bir
kişiliğe nasıl yani bu banyo demiştim ki diğer banyoyu görünce biraz içim
açıldı rahatladım.Banyonun yanındaki oda ‘’adam olacak çocuk’’lara ayrılmış çok
renkli ve hoştu .
Hayranı olduğum bir sanatçıya bu şekilde daha çok hayran olacağım aklıma
bile gelmezdi.
Yavaş yavaş aşağı inip o bahçede biraz daha vakit geçirmek
ve yine Barış Manço hakkında harika şeyler öğrenmek müthiş bir keyifti.Bahçeye
hayran kaldım.Masalar taş plak şeklinde sandalyeler nota şeklinde bahçenin
tavanı bile notalar şeklindeydi tasarımını kimin yaptığını öğrenemesem de
müthiş bir tasarımdı…
Barış Manço hakkında öğrendiğim bir şey beni ona karşı
müthiş bir utanç içine düşürdü.Barış Manço’nun tamamen imajı olarak düşündüğüm
o upuzun saçlarının ve sakallarının altında gizlediği gerçeği bilmemek ve daha
yeni öğrenmek beni inan ki utandırdı.
Gelirini sağır ve dilsiz çocuklar adına bağışlamak için 1979
yılında çıkmış olduğu bir turnenin geri dönüşünde Türkiye de geçirmiş olduğu
bir kazadan sonra o kaza izlerini saklayabilmek adına saçlarını ve sakallarını
uzatmış ve bizlerin karşısına hep bunu gizleyerek çıkmıştır.
Barış Manço hakkında
öğrendiğim en güzel bağış ise gittiği her ülkeden toplamış olduğu 310 adetlik
fotoğraf makinesi koleksiyonunu ölmeden
önce Türkiye Cemiyetinin Cağaloğlu‘nda
bulunan Basın Müzesine bağışlamıştır.Umarım bir gün Basın
Müzesine gidip onları görebilirim…
İtiraf etmeliyim ki
Barış Manço’nun hazırlamış olduğu tv programlarını özledikçe hala internetten
izlediğim oluyor.Fakat ‘’7 den 77 ye ‘’adlı tv programının 1998 haziran ayında
370. kez ekrana gelerek Türk televizyonlarında ulaşılması zor olan bir rekora
imza atması işte bunu
yeni öğrendim.
Ekvatordan kutuplara
adlı tv programında ekibiyle birlikte 5 kıtada 100 den fazla değişik yöreye giderek 600.000 km ye yakın
yol alarak yeni bir rekor kırması ve Barış Manço’ya hakkettiği lakabın
verilmesi çok iyiymiş Barış Çelebi adeta
lakabın hakkını vermiş.
Hayatta duruşuyla idolüm olan Barış Manço hakkında çok güzel
şeyler öğrendim.Körü körüne bir sevgi beslemediğimi görmek ve anlamak beni daha
mutlu etti …
Huzur içinde uyusun Barış Manço benim gibi milyonlarca
seveni var.
İlk çıktığı yıllarda sinema da izleyip de hüngür hüngür
ağladığım bir filmdi incir reçeli. Daha sonrada tekrar tekrar izlediğim filmler
arasında yerini aldı.
Bir önceki postum da hiv virüsünden bahsetmiştim. Bu film de
bu hastalığı çok güzel bir şekilde işlemiş. Ne çok dram ne de komedi günlük
yaşamdan alınmış olan bir film. Oyuncular da karakterlerine o kadar oturmuş ki
film siz istemeseniz de izlettiriyor kendisini…
Gelelim filmin kurgusuna ;Metin adında bir adam var ki bu
adamı Halil Sezai Paracıkoğlu canlandırıyor.Bu adamcağız televizyon showları
skeçler yazıyor. En büyük hayali ise senaryosunu yazdığı bir filmin
çekilmesidir. İşini yaparken ve hayalinin peşinden koşarken geçmektedir
günleri.Yani bizim hayatlarımız gibi sıkıcı ve sıradan.Ne yani yok mu hepimizin
bir işi ve peşinden koştuğumuz hayallerimiz.Ama bir gün hiç beklemediği bir
anda hayatına olmadık şekilde biri girer.Ve Metin bey aşık olur. Kim mi bu kız:
Duygu yani Melike Güner . Duyguda kimin nesi diye sorarsanız eğer hıv virüsü
taşıyan ve bu hastalıkla yaşamak zorunda olan bir kız.
En basit bir
rahatsızlığında vücudunun zayıf düşeceğini ve kısa sürede öleceğini bildiği
için hayatını istediği gibi yaşamaya karar vermiş olan bir kız.En güzelini
düşünmüş bence. Zaten biz insanlar hayatı yaşamayı hiçbir şeye üzülmemeyi iş
işten geçtikten sonra yapmıyor muyuz?
Neyse dönelim filmimize filmin temel konusu tabi ki bu hastalık fakat aşksız da
olmaz yani.Hani tüm aşklarda son zamanlarda hep cinsellik ön plana çıkarılıyor
ya bu filmde de cinsellik olmadan aşkın ne kadar da güzel yaşanabileceği
anlatılıyor. Onlar için birlikte zaman geçirmek daha önemli…
Evet filmin görüntü kalitesi, müzikleri, konusu bence gayet
güzel hatta defalarca izlenilecek kadar güzel…Bazı yorumlar da filmin iyi
olmadığı halde çok abartılı olduğu söyleniliyor.Ben bu sözlere katılmıyorum
eğer iyi olmasaydı Halil Sezai bu kadar tanınılır hale gelmezdi.Müzikleri bu
kadar patlamazdı.Hatta ve hatta devam filmi çekilmezdi.
Evet devam filmi de çekildi. Orada da bu hastalıktan
hayatını kaybetmiş olan bir kişinin arkasında bırakmış olduğu kişiden
bahsediyor.Ve o kişinin bu acıyla nasıl devam ettiğini anlatıyor.
Bence eğer izlemediyseniz biran önce izleyin derim…
İzlenilmesi
gerektiğini düşündüğüm bir AAMİR KHAN filmini paylaşmak istiyorum.
Hazır Öğretmenler gününü kutlamışken bu filme de dikkat
çekmek istedim.
Defalarca izlemiş olduğum bu film her izlediğimde bana yeni
bir şeyler kattı ve her izlediğimde sanki ilk defa izliyormuşum gibi
gözyaşlarım durmadı.
Her filmin tabi ki
çekilme amacı izlenmesidir fakat bazıları toplumsal sorunları ele almış ve
bilgi vermek amaçlı çekilmiştir.
İşte bu filmin amacıda budur.
Filmde görmüş olduğumuz bir öğrenci var adı İshaan (Darsheel
Safary) bu öğrenci diskleski hastası fakat ne ailesi ne okuduğu okuldaki
öğretmenleri bunun farkında değiller.Aslında farkında olmaları için İshann bir
çok şey yaşamış ve onlara aksettirmiştir.Bir öğretmen nasıl öğrencisinin yazmış
oluğu yazıdan bu sorunu anlayamaz ki...
Psikoloji derslerini alan formasyon alan bu öğretmenler
nasıl bilemezler ortada bir tuhaflık olduğunu ben çözemedim.Fakat ne kadar
tahammülsüz ve sorumsuz olduğumuzu bu film ile bir kez daha gördüm.Ayrıca
yardımcı olmak yerine daha fazla sorun çıkarmak kolay geliyor herhalde...
Hadi okulu,öğretmenleri geçtim de bir annenin bir babanın
böyle bir sorunu anlayamaması ve ortada o kadar açık olmasına rağmen her şey...
İşte bazen hayattan ümidimizi kestiğimiz anda Allah
tarafından biri gelir ya ve o bizim en büyük şansımız olur.Evet burada da bu
mucizeye şahit oluyoruz İshaan'ın tekrar hayata dönmesini sağlayan öğretmen Ram
Shankar (Aamir Khan) okula vekil öğretmen olarak geliyor.Gelir gelmez de katı
disiplinli olan okulda bütün öğrencilerin hayatlarına dokunuyor. Özellikle de
hayat ile bağlantısını koparmış olan İshaan'ın hayatına dokunuyor.Çoğu
öğretmenin yapmayacağı şeyleri yapıyor.
Araştırıyor,öğrencisine faydalı olmak adına daha çok vakit
ayırıyor,onun sorunun çözüyor.
Ailesine gidiyor yaşantısını öğreniyor ailesine
çocuklarının durumunu açıklıyor ve çocuklarını kaybetmemeleri için onları
uyarıyor. Veee sonunda topluma bir değer daha katılıyor.Bir öğretmenin
bir eğiticinin sayesinde...
Benim için izlenilmesi ve ders alınması gerekli olan bir
filmdir...
Sizlerinde izleyip paylaşmanız dileğiyle.
Filmi merak ederseniz diye fragmanını da ekledim :)
Her insanın aşık olduğu bir şey vardır illaki…Kimisi dünyaya
aşık olur sürekli gezip görmek ister.Kimisi kitaplara aşık olur sürekli yazıp
çizmek okumak ister.Kimisi tv ye aşık olur film izler film çeker oyuncu olur. Kimisi
yalnızlığa aşık olur yalnız kalır her şeyi yalnız yapar yalnız yaşar.Kimisi
doğaya aşık olur hayvan besler ,ağaç diker, çiçek eker onlarla vakit
geçirir.Kimisi geceye kimisi gündüze,kimisi modaya kimisi spora kimisi dünya
işlerine kimi ahirete,kimisi de aşkın ta kendisine aşık olur,aşkın ta kendisine
aşık olmuşsan hapı yuttun demektir iki cihan arasında gelgitler ortasında ne
yapacağını bilmeden yaşıyorsun demektir…Peki ya acizliğe aşık olmuşsan…Aşk için
aciz olmak o kadar zordur ki hayatta her şeyin acizliğini yaşarsın parasız
kalırsın,evsiz kalırsın,aç kalırsın,işsiz kalırsın,yorgunluktan bitap düşüp
halsiz kalırsın, kalırsın da kalırsın…ama aşk ,aşksız kalamaz insan,insan
aşksız kaldığı zaman sapıtır olmaz hale düşer, hele de bu aşkın çeşidi aciz
aşksa…
Bir insana aşık olmak da hemen hemen aynı olabilir. Nasıl mı
? Aşık olduğuna yani ona ulaşamamak, onun gönlüne yer edipte orada yaşayamamak,
sürekli özlem duyup o özlemi dindirememek sürekli hayal kurup o hayalleri
gerçekleştirememek o kadar zordur ki . Eee bir de işin içine keşkeler girmişse
halin harap ve biçare demektir. Bu aşktan ne kaçış nede kurtuluş vardır…Bu
aşkta yalnızca ebedi elem vardır…
Ani bir ayrılıkla sonuçlanan ilişkisinin ardından kendini
toparlamaya çalışan Jen Kornfeldt (Katherine Heigl) bir daha asla aşık
olamayacağını düşünmektedir. Ancak, ailesiyle birlikte gittiği Fransa tatili
sırasında hayallerinin erkeği, etkileyici ve yakışıklı Spencer Aimes (Ashton
Kutc her) ile tanışır. Üç yıl sonra imkansız görünen olmuş ve ikili yeni evli
bir çift olarak şehrin banliyösündeki ideal hayatlarına başlamışlardır. Tabi bu
ideallik, Spencer'ın 30. yaş gününde kurşunlar havada uçmaya başladığında sona
erer.
Görünen o ki, Spencer, Jen'e uluslararası bir ajan olduğunu
söylemeye gerek duymamıştır. Böylece mükemmel hayatları alt üst olur. Kocasının
bir tetikçi olduğunu öğrenen Jen, onun kendisinden başka neler sakladığını da
öğrenmek isteyecektir. Tabii, bu arada havada vızıldayan kurşunlarla uğraşmak,
komşulara ve ailelerine karşı her şeyin yolunda görünmesini sağlamak
zorundadır.
EVET sıra bana gelince şunu söylemeliyim ki uzun
zamandır fırsat bulup film seyredemiyordum ve uykusu kaçıp da film izleme
derdinde olan birisi için ideal bir film denebilir.Film de açıkçası silahların
ve arabaların havalarda uçuşması,patlayan mermilerin nedense hedefe hiç
ulaşmaması Amerikan yapımı filmlerin çoğunda da olduğu için artık bizi pek de
şaşırtmasa gerek...Görsellik yönündense kaliteli olduğu açık epey
uğraşılmış...Bana da emeğe saygı demek düşer.