film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2017 Cuma

EVDE CURCUNA




 Film:Evde Curcuna
 Oyuncular:Billy Crystal,Bette Midler,Marisa Tomei,   Tom Everett Scott
 Yönetmen:Andy Fickman
 Yayın Tarihi:25 Aralık 2012


 Ev arkadaşımın ısrarı üzerine komedi filmi izlemeye karar verdik.Ben genel de komedi filmlerine gülmem o da iflit olur malum bu filmde komedi filmi tarzında değildi.

Büyükdede ve büyükanneleriyle bir kaç gün geçirmek zorunda kalan 3 canavarın hikayelerini ve değişimlerini anlatan bir aile filmiydi.

Filmi beğendik beğenmesine ama keşke komedi filmi denmeseydi çünkü bizim filmin sonlarına doğru gözler buğulandı ve şıpır şıpır yaşlar döküldü gayet duygusala bağladık yani...

Film de nelere dikkat ettin diye soracak olursanız eğer bırakın şu mükemmel çocuk yetiştirme ayaklarını biraz akışına bırakın bazı şeyleri bırakın ya çocuklar özgürce büyüsünler.

Ben kendi çocukluğumu hatırlıyorum da ne kadar özgürdük sokaklarda geç saatlere kadar çılgınca oyun oynardık.Hafta sonları pikniklere,denize giderdik.Ağaçlara tırmanır,bisiklet sürer,top koştururduk,ip atlardık.Kışın kartopu oynardık.
Şimdiki çocuklar neredeyse hep evde dört duvara hapis oldular bari bırakın kendi kendilerine büyüsünler birazcık yahu...

Bir de bırakın da istediği aktiviteleri yapsınlar sizin zorunuz ile bir şeyler yapmasınlar.

Genel itibariyle film güzeldi,aile ile birlikte izleyebileceğiniz eylenceli keyif alırken de bilinçlenebileceğiniz bir film.
İyi seyirler... 



22 Haziran 2016 Çarşamba

HAYAT GÜZELDİR



   Bazı filmler defalarca izlenmeyi hak ediyor hemde ilk izlenme heyecanında...
Hayatın içinden hayat gerçekliğiyle, konular çarptırılmadan ,degindirme yapılmadan, tarih atlanmadan ,hataya yer verilmeden ,kafa karışıklığı oluşturulmadan yapılan pek nadir filmler vardır.İşte gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim ve izlendiğinde nasıldı diye sorduğumda pişman olmayacağım bir film.


Filmin Adı: Hayat Güzeldir
Orijinal Adı:La Vita E Bella ( Life İs Beautiful)
Yönetmen:Roberto Beningni
Oyuncular:Roberto Beningni , Nicoletta Braschi , Giorgio Cantarini , Giustino Durano , Sergio Bini Bustric
Ülke:İtalya
Tür:Romantik,Tarih,Savaş,Dram...
Vizyon Tarihi:20 Aralık 1997
Süre:116 dak.

     Çoğu insanda benim gibi düşündüğü için ki bu kadar çok ödül almış bir film.
Film bir kitapçıda cd şeklinde ilk elime aldığım da arkasını okuyup hadi bunu da alayım diyerek tanıştığım bir filmdi aslında.Daha sonra uzun bir süre rafta izlenmek için sırasını bekledi.İzlendikten sonrada vazgeçilemeyenler bölümüne terfi etti.
Filmden bahsetmem gerekirse filmin sonunda biterken çocuğun dediği cümleyi tekrarlarım ''Ailesi için çok fedakarlık yapan bir babanın hikayesidir:''
Gerçekten izleyip de film bittikten sonra böyle babalarda varmış diyorsunuz.Çünkü benim babam asla bunu yapmazdı...
Film ilk başlangıçta biraz sıkıcı geliyor daha doğrusu bana öyle geldi.İşte tanışma merasimi Guido'nun Dora'ya aşık olması önlerine çıkan engeller bu engelleri aşarak evlenmeleri daha sonra çocuklarının olması  gibi...
Fakat 2.Dünya Savaşı'nın olmasıyla ortaya çıkan durumlar izlerken heyecanlanmanızı sağlıyor ve o sıkıcılık birden kalkıveriyor.Yahudi oldukları gerçekliğini değiştiremedikleri ve ozamanın toplama kamlarına götürülmelerini konu alan ve de çocuğunu  savaşın gerçek yüzünden korumaya çalışan bir babanın  çocuğuna uydurduğu yalanlar...
Keşke hayatımız da karşılaştığımız tüm yalanlar bu derece masum ve koruyucu olsa keşke bu derce hayat kurtarsa...

Diyeceğim o ki çok fazla film izlememe rağmen paylaştığım keyif aldığım üzüldüğüm ve mutlaka izlenmesi gerek dediğim filmler arasında bu film ve eskiyeceğini hiç ama hiç düşünmüyorum.

Şimdiden iyi seyirler dileyerek adı gibi güzellikler getirsin bu film...



20 Ocak 2016 Çarşamba

HAYAT SENİNLE İŞİM OLMAZ







Eminönü 

                               
 Hayat seninle işim olmaz benim
 Sevdiğim yanımda olmayınca,

 Ne diye sokaklarında dolaşayım
 Ne diye film izleyip ağlayayım
 Ne diye günlerce bir kitaba gömülüp okuyayım
 Ne diye şarkı dinleyip eşlik edeyim
 Cevap ver bana hadi...

 Hayat seninle işim olmaz benim
 Sevdiğim yanımda olmayınca,

 Rutin işlere devam sadece
 Ev, okul, iş yeri anca paklar beni
 Zaman nasıl geçer, yemek nasıl yenir bilinmez...
 Hele o uykuya dalınış yorgun ve bitkin,
 Yalnız hiç bir şey zevk vermezken

 Hayat seninle işim olmaz benim                                                                                                                                                                                    Sevdiğim yanımda olmayınca...




                                                                                                           MERVE AYHAN

10 Aralık 2015 Perşembe

CENNETİN RENGİ


      Bir filmden beklentiniz nedir? Eğer kendiniz gibi olmayan bir insanın hayatını öğrenmek ve empati kurmak isterseniz bence bu filmi izlemelisiniz derim.

     Ben bu filmi aslında rastgele izledim.Farsça dilini öğrenmeye ve anlamaya daha doğrusu telaffuzların ne derecede yapıldığını duyabilmek için Farsça filmler izlemeye çalışıyorum.
Yine bir film ararken youtube de Cennetin Rengi adlı filme denk geldim ve izlemeye başladım. Filmi mi takip edeyim göz yaşlarımı silip silip alt yazılara mı bakayım ? Bilemedim…Üst üste iki kere izledim ve yine duygulandım.


     Film de gözleri görmeyen bir çocuğun yaşamını anlatıyor. Küçücük yaşında annesini kaybettiğinden ve onu ninesinin büyüttüğünden bahsediliyor. Ve köyde yaşayan ailenin çocuğu hem okuması hemde kendilerinden uzak tutmak için şehre yatılı körler okuluna gönderildiğini anlatıyor. Genç yaşta eşinin ölümü üzerine çocuklarıyla bir başına kalan babanın çaresizliğinden ve çalışmak zorunda olmasından yaşamış olduğu sorunları anlatıyor. Ve dramatik bir filmde beklenen son geliyor…Olmadık yerde olmadık şekilde film bitiyor.


      Kesinlikle izlenmesi ve hayatımızda sahip olduğumuz her şeye şükür dilememizi hatırlatan bir film…
Film de en çok çocuğun marangoz ile ağlayarak konuşması ve Allah’ı arayışı,o anlatımı içime dokundu…

Evet kısaca bahsetmek istedim filmden umarım merak edip izlersiniz ve benim yaşadığım duyguları sizlerde yaşarsınız. 



     Bu arada film 1999 da çekilmiş olan yani biraz eski bir film. Ama benim kült filmlerim arasına girdi diyebilirim. İran yapımı dramatik bir film. Majid  Majidi’nin senaryosunu yazıp yönettiği filmin başrol oyuncuları  Mohsen Ramazani ve Salameh Feyzi idir.Oyunculukları oldukça başarılıydı çok doğal,samimi,içten bir şekilde oynanılmış. İzlemeye başladığınız andan itibaren sizi içine alan bir filmdi.



                                               buradan frağmanına göz atabilirsiniz :)

8 Aralık 2015 Salı

BARIŞ MANÇO EVİ

     
    
      Barış Manço deyince ilk aklımıza gelen tabi ki de onun farklı imajı ve kulaklarımıza doygunluk veren inanılmaz şarkıları ve besteleridir.
      Bende onun şarkılarıyla beraber olan bir post yayınlamak istedim.
1943 yılında dünyaya gelip 1999 yılında da göç eden Barış Manço 52 yıllık yaşamını müziğe adamış ve bizlere daha güzel daha kaliteli eserler bırakabilmek için kendisini durmadan geliştirmiştir.  
Ben bir hafta sonumu ,çocukluğumu şarkılarını dinleyerek ,yapmış olduğu programları izleyerek geçirdiğim bu güzel insanın müze yapılan evini ziyaret edip hakkında daha fazla bilgi edinmeye ayırdım.Bunu yapmanın  ve şuan sizlerle paylaşıyor olmanın mutluluğu içerisindeyim.
Barış Manço’nun müze yapılan evine bayıldım .Kadıköy'ü çok seven bir arkadaşım ile buraya gittik.Müzeye giriş ücreti olarak arkadaşım tam bilet alarak 6 lira ödedi ben indirimden yararlanarak 4 lira ödedim.Daha eve girmeden kapının önünde bile içeri girince nelerle karşılaşacağınızı bilir gibisiniz.Bizi Barış Manço adam olacak çocuklarla beraber hoş geldiniz diyerek kapıda karşılamakta en güler yüzüyle,içtenliğiyle …




      Bahçe korkuluklarının yanındaki çocuk heykelleri ‘’adam olacak çocuk ‘’programından bizleri karşılıyor merhaba diyerek.


 Toprağa ekilen rengarenk sebzeleri görünce ‘’domates,biber,patlıcan ‘’şarkısını söylemeden geçemiyoruz.Hele bir de merdiven önünde ki arkadaşım eşek yüzümü güldüren en güzel detaydı .Yine bahçede kullanmış olduğu arabalarından biri cam camekan içerisinde sergilenmekteydi .


    
  Hayatını müziğe adamış bir sanatçının bestelerinin yazılı olduğu kağıtlar olmazsa olmazdı zaten …



Kapıdan içeri girerken bizi bir masa karşılıyor taş plaklarla kaplı olarak…Heyecanıma yenik düşüp ilk odaya hızlıca giriverdim ve karşımda piyanosu başında hala oturan Barış Manço vardı.Etrafa göz gezdirirken gerçekten muazzam bir hayat yaşamış olan bu adamın gittiği her yerden bir obje taşıyıp evine getirmemesi cidden abes olurdu.



     Pencere kenarlarına açılmış olan nişlerin içerisinde Barış Manço ‘nun farkı ülkelerden toplamış olduğu vazo koleksiyonlarını gördüm ve ne kadar zevkli olduğunu ne kadar sanatçı ruhlu olduğunu bir kez daha fark ettim.


Duvardaki her tabloyu ayrı ayrı inceledim ve resmin yapabilmekten ziyade yapan kişiye saygı göstermenin ve yaptığı tabloya sahip çıkmanın daha değerli olabileceğini çok iyi anladım.Ayrıca sahne kostümlerinin çerçevelenip duvara asılması bana adeta tv programlarını izlediğimde üstünde görmüş olduğum  o hali ile hatırlatma yaptı.




         Bir köşede Barış Manço’nun almış olduğu ödüller vardı.Hepsini tek tek inceledim ve böyle bir insanın Türk olmasından bizim ülkemizden çıkmış olmasından büyük gurur duydum.Barış Manço ödül almaya daha Galatasaray lisesinde öğrenimine devam ettiği dönemlerde başlamış.Bunun devamı ise öğrenimini devam ettirmek için gittiği Belçika Kraliyet Akademisinde gelmiş .Hazırlamış olduğu Tv programlarından almış olduğu ödüller , Dünyayı gezerken göstermiş olduğu başarılarından,paylaşımlarından dolayı almış olduğu ödüller.Bestelerinin, söylemiş olduğu şarkılarının insanlara ulaşabilmesi için oradan oraya konsere koşan Barış Manço’nun ödülleri hepsi buradaydı.Hepsi gurur kaynağıydı.
Beni çok şaşırtan ,dikkatimi en çok çeken ödüller ise Belçika devleti tarafından verilen Türk Kültür Elçisi ve Japonya devleti tarafından verilen yüksek şeref madalyası idi.
Beni şaşırtan bir diğer olay ise bunun gibi bir müzenin de Belçika’nın Liege kentinde de bulunması çünkü Barış Manço eğitim amaçlı uzun zaman burada yaşadığından dolayı orada bulunan evini ‘’Liege Barış Evi ‘’olarak müzeye dönüştürmüşlerdir.



Evi gezmeye devam ettiğimde duvarlarda eserlerinin yazılı olduğu solfej kâğıtları çok güzeldi adeta duvarlarda gördüğüm şarkıları söyleyerek evi yani müzeyi gezdim diyebilirim.
Üst kata çıkarken merdivenlerin piyano tuşları seklinde oluşturulması duvardaki notalı kâğıtlar adeta sizi müziğin içerisine çekiyor.






Yukarı çıktığımızda bizi yatak odaları ve Barış Manço’nun hepimizin hayran kaldığı o özel eşyaları kemerleri,yüzükleri ,takıları karşılıyor.

Gitar şeklinde olan dolaplar ve yüzüklerinin konulduğu o kocaman yüzük seklinde oluşturulan dolap çok güzeldi . Pencere ve kapı camlarının vitrayları çok renkli ve göz alıcıydı.



Koleksiyonları incelerken kendimden geçtiğim doğrudur.Banyolar ve kapalı bahçe hariç evin her yanı antika ve yaşanmışlık kokuyordu adeta büyüleyiciydi.O simsiyah aralara beyazlar serpiştirilmiş banyoyu görünce şaşkınlığımı gizleyememiş ve bu kadar renkli bir kişiliğe nasıl yani bu banyo demiştim ki diğer banyoyu görünce biraz içim açıldı rahatladım.Banyonun yanındaki oda ‘’adam olacak çocuk’’lara ayrılmış çok renkli ve hoştu .


Hayranı olduğum bir sanatçıya  bu şekilde daha çok hayran olacağım aklıma bile gelmezdi.
Yavaş yavaş aşağı inip o bahçede biraz daha vakit geçirmek ve yine Barış Manço hakkında harika şeyler öğrenmek müthiş bir keyifti.Bahçeye hayran kaldım.Masalar taş plak şeklinde sandalyeler nota şeklinde bahçenin tavanı bile notalar şeklindeydi tasarımını kimin yaptığını öğrenemesem de müthiş bir tasarımdı…




Barış Manço hakkında öğrendiğim bir şey beni ona karşı müthiş bir utanç içine düşürdü.Barış Manço’nun tamamen imajı olarak düşündüğüm o upuzun saçlarının ve sakallarının altında gizlediği gerçeği bilmemek ve daha yeni öğrenmek beni inan ki utandırdı.
Gelirini sağır ve dilsiz çocuklar adına bağışlamak için 1979 yılında çıkmış olduğu bir turnenin geri dönüşünde Türkiye de geçirmiş olduğu bir kazadan sonra o kaza izlerini saklayabilmek adına saçlarını ve sakallarını uzatmış ve bizlerin karşısına hep bunu gizleyerek çıkmıştır.
     Barış Manço hakkında öğrendiğim en güzel bağış ise gittiği her ülkeden toplamış olduğu 310 adetlik fotoğraf makinesi koleksiyonunu  ölmeden önce Türkiye Cemiyetinin Cağaloğlu‘nda
bulunan Basın Müzesine bağışlamıştır.Umarım bir gün Basın Müzesine gidip onları görebilirim…
İtiraf etmeliyim ki Barış Manço’nun hazırlamış olduğu tv programlarını özledikçe hala internetten izlediğim oluyor.Fakat ‘’7 den 77 ye ‘’adlı tv programının 1998 haziran ayında 370. kez ekrana gelerek Türk televizyonlarında ulaşılması zor olan bir rekora imza atması işte bunu
yeni öğrendim.
     Ekvatordan kutuplara adlı tv programında ekibiyle birlikte 5 kıtada 100 den fazla  değişik yöreye giderek 600.000 km ye yakın yol alarak yeni bir rekor kırması ve Barış Manço’ya hakkettiği lakabın verilmesi çok iyiymiş Barış Çelebi  adeta lakabın hakkını vermiş.
Hayatta duruşuyla idolüm olan Barış Manço hakkında çok güzel şeyler öğrendim.Körü körüne bir sevgi beslemediğimi görmek ve anlamak beni daha mutlu etti …

Huzur içinde uyusun Barış Manço benim gibi milyonlarca seveni var.

3 Aralık 2015 Perşembe

İNCİR REÇELİ

İlk çıktığı yıllarda sinema da izleyip de hüngür hüngür ağladığım bir filmdi incir reçeli. Daha sonrada tekrar tekrar izlediğim filmler arasında yerini aldı.
Bir önceki postum da hiv virüsünden bahsetmiştim. Bu film de bu hastalığı çok güzel bir şekilde işlemiş. Ne çok dram ne de komedi günlük yaşamdan alınmış olan bir film. Oyuncular da karakterlerine o kadar oturmuş ki film siz istemeseniz de izlettiriyor kendisini…


Gelelim filmin kurgusuna ;Metin adında bir adam var ki bu adamı Halil Sezai Paracıkoğlu canlandırıyor.Bu adamcağız televizyon showları skeçler yazıyor. En büyük hayali ise senaryosunu yazdığı bir filmin çekilmesidir. İşini yaparken ve hayalinin peşinden koşarken geçmektedir günleri.Yani bizim hayatlarımız gibi sıkıcı ve sıradan.Ne yani yok mu hepimizin bir işi ve peşinden koştuğumuz hayallerimiz.Ama bir gün hiç beklemediği bir anda hayatına olmadık şekilde biri girer.Ve Metin bey aşık olur. Kim mi bu kız: Duygu yani Melike Güner . Duyguda kimin nesi diye sorarsanız eğer hıv virüsü taşıyan ve bu hastalıkla yaşamak zorunda olan bir kız. 

En basit bir rahatsızlığında vücudunun zayıf düşeceğini ve kısa sürede öleceğini bildiği için hayatını istediği gibi yaşamaya karar vermiş olan bir kız.En güzelini düşünmüş bence. Zaten biz insanlar hayatı yaşamayı hiçbir şeye üzülmemeyi iş işten geçtikten sonra yapmıyor muyuz?
Neyse dönelim filmimize filmin temel  konusu tabi ki bu hastalık fakat aşksız da olmaz yani.Hani tüm aşklarda son zamanlarda hep cinsellik ön plana çıkarılıyor ya bu filmde de cinsellik olmadan aşkın ne kadar da güzel yaşanabileceği anlatılıyor. Onlar için birlikte zaman geçirmek daha önemli…

Evet filmin görüntü kalitesi, müzikleri, konusu bence gayet güzel hatta defalarca izlenilecek kadar güzel…Bazı yorumlar da filmin iyi olmadığı halde çok abartılı olduğu söyleniliyor.Ben bu sözlere katılmıyorum eğer iyi olmasaydı Halil Sezai bu kadar tanınılır hale gelmezdi.Müzikleri bu kadar patlamazdı.Hatta ve hatta devam filmi çekilmezdi.

Evet devam filmi de çekildi. Orada da bu hastalıktan hayatını kaybetmiş olan bir kişinin arkasında bırakmış olduğu kişiden bahsediyor.Ve o kişinin bu acıyla nasıl devam ettiğini anlatıyor.

Bence eğer izlemediyseniz biran önce izleyin derim…

26 Kasım 2015 Perşembe

HER ÇOCUK ÖZELDİR


  
     İzlenilmesi gerektiğini düşündüğüm bir AAMİR KHAN filmini paylaşmak istiyorum.
Hazır Öğretmenler gününü kutlamışken bu filme de dikkat çekmek istedim.
Defalarca izlemiş olduğum bu film her izlediğimde bana yeni bir şeyler kattı ve her izlediğimde sanki ilk defa izliyormuşum gibi gözyaşlarım durmadı.
 Her filmin tabi ki çekilme amacı izlenmesidir fakat bazıları toplumsal sorunları ele almış ve bilgi vermek amaçlı çekilmiştir.

İşte bu filmin amacıda budur.
Filmde görmüş olduğumuz bir öğrenci var adı İshaan (Darsheel Safary) bu öğrenci diskleski hastası fakat ne ailesi ne okuduğu okuldaki öğretmenleri bunun farkında değiller.Aslında farkında olmaları için İshann bir çok şey yaşamış ve onlara aksettirmiştir.Bir öğretmen nasıl öğrencisinin yazmış oluğu yazıdan bu sorunu anlayamaz ki...
                                                                                                                                                                      Psikoloji derslerini alan formasyon alan bu öğretmenler nasıl bilemezler ortada bir tuhaflık olduğunu ben çözemedim.Fakat ne kadar tahammülsüz ve sorumsuz olduğumuzu bu film ile bir kez daha gördüm.Ayrıca yardımcı olmak yerine daha fazla sorun çıkarmak kolay geliyor herhalde...

Hadi okulu,öğretmenleri geçtim de bir annenin bir babanın böyle bir sorunu anlayamaması ve ortada o kadar açık olmasına rağmen her şey...

İşte bazen hayattan ümidimizi kestiğimiz anda Allah tarafından biri gelir ya ve o bizim en büyük şansımız olur.Evet burada da bu mucizeye şahit oluyoruz İshaan'ın tekrar hayata dönmesini sağlayan öğretmen Ram Shankar (Aamir Khan) okula vekil öğretmen olarak geliyor.Gelir gelmez de katı disiplinli olan okulda bütün öğrencilerin hayatlarına dokunuyor. Özellikle de hayat ile bağlantısını koparmış olan İshaan'ın hayatına dokunuyor.Çoğu öğretmenin yapmayacağı şeyleri yapıyor.


            Araştırıyor,öğrencisine faydalı olmak adına daha çok vakit ayırıyor,onun sorunun çözüyor.
Ailesine gidiyor yaşantısını öğreniyor ailesine çocuklarının durumunu açıklıyor ve çocuklarını kaybetmemeleri için onları uyarıyor. Veee sonunda topluma bir değer daha katılıyor.Bir öğretmenin bir eğiticinin sayesinde...




Benim için izlenilmesi ve ders alınması gerekli olan bir filmdir...

Sizlerinde izleyip paylaşmanız dileğiyle.



                                        Filmi merak ederseniz diye fragmanını da ekledim :)


27 Ağustos 2015 Perşembe

ACİZ AŞK


                                                            

        Her insanın aşık olduğu bir şey vardır illaki…Kimisi dünyaya aşık olur sürekli gezip görmek ister.Kimisi kitaplara aşık olur sürekli yazıp çizmek okumak ister.Kimisi tv ye aşık olur film izler film çeker oyuncu olur. Kimisi yalnızlığa aşık olur yalnız kalır her şeyi yalnız yapar yalnız yaşar.Kimisi doğaya aşık olur hayvan besler ,ağaç diker, çiçek eker onlarla vakit geçirir.Kimisi geceye kimisi gündüze,kimisi modaya kimisi spora kimisi dünya işlerine kimi ahirete,kimisi de aşkın ta kendisine aşık olur,aşkın ta kendisine aşık olmuşsan hapı yuttun demektir iki cihan arasında gelgitler ortasında ne yapacağını bilmeden yaşıyorsun demektir…Peki ya acizliğe aşık olmuşsan…Aşk için aciz olmak o kadar zordur ki hayatta her şeyin acizliğini yaşarsın parasız kalırsın,evsiz kalırsın,aç kalırsın,işsiz kalırsın,yorgunluktan bitap düşüp halsiz kalırsın, kalırsın da kalırsın…ama aşk ,aşksız kalamaz insan,insan aşksız kaldığı zaman sapıtır olmaz hale düşer, hele de bu aşkın çeşidi aciz aşksa…
Bir insana aşık olmak da hemen hemen aynı olabilir. Nasıl mı ? Aşık olduğuna yani ona ulaşamamak, onun gönlüne yer edipte orada yaşayamamak, sürekli özlem duyup o özlemi dindirememek sürekli hayal kurup o hayalleri gerçekleştirememek o kadar zordur ki . Eee bir de işin içine keşkeler girmişse halin harap ve biçare demektir. Bu aşktan ne kaçış nede kurtuluş vardır…Bu aşkta yalnızca ebedi elem vardır…

Aşksız ve çaresiz kalmamak ümidiyle…

17 Ağustos 2015 Pazartesi

KİMİNLE EVLENDİM


Film adı:Kiminle Evlendim
Orijinal adı:Killers
Yönetmen:Robert Luketic
Oyuncular:Ashton Kutcher,Katherine Heigl
Ülke:Amerika
Tür:Aksiyon  Komedi , Romantik
Vizyon Tarihi:01 Haziran 2010 (ABD)
Süre:100 dakika
,

Filmin Konusu Ve Özeti :

Ani bir ayrılıkla sonuçlanan ilişkisinin ardından kendini toparlamaya çalışan Jen Kornfeldt (Katherine Heigl) bir daha asla aşık olamayacağını düşünmektedir. Ancak, ailesiyle birlikte gittiği Fransa tatili sırasında hayallerinin erkeği, etkileyici ve yakışıklı Spencer Aimes (Ashton Kutc
her) ile tanışır. Üç yıl sonra imkansız görünen olmuş ve ikili yeni evli bir çift olarak şehrin banliyösündeki ideal hayatlarına başlamışlardır. Tabi bu ideallik, Spencer'ın 30. yaş gününde kurşunlar havada uçmaya başladığında sona erer.


Görünen o ki, Spencer, Jen'e uluslararası bir ajan olduğunu söylemeye gerek duymamıştır. Böylece mükemmel hayatları alt üst olur. Kocasının bir tetikçi olduğunu öğrenen Jen, onun kendisinden başka neler sakladığını da öğrenmek isteyecektir. Tabii, bu arada havada vızıldayan kurşunlarla uğraşmak, komşulara ve ailelerine karşı her şeyin yolunda görünmesini sağlamak zorundadır.



EVET sıra bana gelince şunu söylemeliyim ki uzun zamandır fırsat bulup film seyredemiyordum ve uykusu kaçıp da film izleme derdinde olan birisi için ideal bir film denebilir.Film de açıkçası silahların ve arabaların havalarda uçuşması,patlayan mermilerin nedense hedefe hiç ulaşmaması Amerikan yapımı filmlerin çoğunda da olduğu için artık bizi pek de şaşırtmasa gerek...Görsellik yönündense kaliteli olduğu açık epey uğraşılmış...Bana da emeğe saygı demek düşer.



BURSA YEŞİL CAMİ & YEŞİL TÜRBE

Bahçelievler Belediyesinin düzenlemiş olduğu günübirlik Bursa gezisine katıldığım ve soluğu o çok istediğim Yeşil Cami de aldığım anı paylaş...