kutlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kutlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2016 Cumartesi

23 NİSAN ULUSAL EĞEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI


     Her sene bilinçli ya da bilinçsiz kutladığımız bu bayramın ne gibi unsurlardan geçerek bu güne ulaştığını hiç merak ettik mi acaba ? Yoksa körü körüne aaa çocuk bayramıymış bugün deyip geçiştirdik mi? Ben hep merak ettim araştırdım ve ondan sonra kutladım. Araştırmış iken merak edenler vardır kesin diye buraya da bir kaç bir şeyler karalayayım dedim.

      23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının aslında Türkiye'de Ulusal Bayram olarak kabul edilmesinin nedeni 1920 yılında TBMM 'nin yani Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıdır.
1920 yılında TBMM açılmış ve Türk milleti bağımsızlığını ilan etmiştir. Daha sonraki yıllarda ise bu gün ilk ulusal bayram olarak kabul görmüştür.

       23 Nisan aslında tek başına bir bayram değildir.Kaynaklara bakıldığında ve incelendiğinde ayrı ayrı üç bayramın birleşmesiyle bugüne ulaşmış bir bayramdır.23 Nisan Milli Bayramı olarak anılan bu bayram, Hakimiyet'i Milliye Bayramı ile  Himaye-i Etfal Cemiyeti' nin 1927'de ilan ettiği ve ilki Atatürk önderliğinde düzenlenmiş olan 23 Nisan Çocuk Bayramı'nın birleşmesi ile olmuş.
       O dönemlerde ülkenin durumu da bir nevi ortada çünkü savaştan yeni çıkılmıştı hatta süren savaşlar vardı ve bir çok yetim ve yoksul çocuğun acılarını unutturarak bir nevi sevindirmek amacını da taşımaktaydı bu bayram, nitekim öyle de oldu, şenlik havası taşıyan bu kutlamalarda acılarını bir nebze unutabilmişlerdir yavrucaklar.
      
        1979'lu yıllarda UNESCO  bu yılı çocuk yılı olarak kabul etmiştir.Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu da bu haberi duyurmasının ardından TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliğini başlatarak bayramı tabiki uluslararası bir düzeye taşımıştır.

        1979 yılından itibaren düzenlenen TRT ULUSLARARASI 23 Nisan Çocuk Şenliği,23 Nisan'ı bütün dünyadaki çocukların aynı zamanda kutladığı bir bayram haline getirmek için çalışmıştır. Bu çalışmalarının karşılığını da almıştır.İlk bayram kutlamalarına sadece bir kaç ülke katılmış olsa da (SSCB,IRAK,İTALYA,ROMANYA,BULGARİSTAN)bugün günümüze bakıldığında yaklaşık 50 ülkenin çocuklarının katılımı görülmektedir.
        Bu anlamlı bayramın kutlamaları 1979 tarihinden 2000 tarihine kadar tabi ki bu bayramın ilk kutlanmaya başlandığı yer olan TÜRKİYE'NİN  başkenti olan Ankara'da düzenlenmiştir.2000 yılından sonra TÜRKİYE'NİN başka şehirlerinde de kutlanarak ne kadar farklı topluluklardan da oluşulsa bu bayramın kutlanıldığı vurgulanmıştır.

         Kendi çocukluğum da da bir çok gösterilere katılarak,folklor gruplarında oynayarak,yaş ilerledikçe şiirler okuyarak kutladığım çocuk bayramlarını şimdilerde çocukları mutlu etmeye çalışarak kutluyorum.

         Her sene farklı etkinliklerle karşıladığım 23 Nisan Ulusal Eğemenlik ve Çocuk Bayramını bu sene yine çocukları sevindirerek karşıladım.Fakat herkesin unutamayacağı bir kutlama olduğu gibi benim de unutamayacağım bir kutlamam var.Ve bu kutlamayı sizlerle paylaşmak istiyorum.



        Geçen yıl bir arkadaşımızın daveti üzerine 23 Nisan TEGEV kutlamalarına katıldık.Bizim buraya davet ediliş amacımız etrafı süslemek organizasyona yardımcı olmaktı.En yakın arkadaşım Hatice ile birlikte büyük bir mutlulukla katıldık.Organizasyonlarda yer almayı etrafı süslemeyi çok sevdiğimiz için bize çok makul bir teklif olarak geldi.
23 Nisan günü çagırılan yere gittik ve süslemelere başladık. Herşey çok normaldi birden bire TEGEV gönüllüleri başkanı olan bir bayan seslendi palyaçolarımız maalesef gelememiştir palyaço olabilecek 2 kişiye ihtiyacımız vardır yapabilecek gönüllü arkadaşlarımız var mı deyince Hatice ile birbirimize bakarak biraz tereddütlü ince bir sesle biz oluruz diye bağırdık.
Koşa koşa giyinme kabinine gittik ve palyaço kıyafetlerini giyindik yüzlerimiz boyandı ve hazırız.
Bir yandan da etrafa balonları yerleştiriyoruz.Çocuklar gelmeye başladıklarında attıkları çığlıklar,yüzlerindeki gülümseme, bize sarılmaları fotoğraf çektirmeleri o neşe o kaygısız duruşların verdiği mutluluğu bize hiç kimse veremezdi diye düşünüyorum.
Çok güzel bir gün geçirdim o gün çocuklarla beraber hayatımda hiç öpmediğim kadar çocuk öptüm,hiç sarılmadığım kadar çocuğa sarıldım onlarla boyama yaptım,el boyalarıyla boyanıp baskı yaptım,çuval yarışı,halat çekme yarışı,yumurta taşıma yarışı daha ne oyunlar ...



 Şuan bile duygulanmaktayım gözlerim dolu dolu bu günleri böyle güzelliklerle kutlayabilmek gerçekten çok özel Allahıma şükürler olsun.Tabi bu günleri bizlere armağan edenlerden de minnetimizi esirgememek gerekir.Nice savaşta olan bir çok çocuğa,annesi babasız kalanlara,yüzleri gülmeyenlere Allah bu günleri görmeyi nasip etsin dileklerimi diliyorum.

SAVAŞA HAYIR...

   Bu güzel günden kalan bir kaç fotoğrafı paylaşarak herkesin 23 Nisan Ulusal Eğemenlik ve Çocuk Bayramını en içten dileklerimle kutluyorum.Sizlerinde albümünüze baktığınız da mutlu olacağınız nice güzel anılarla beraber fotoğraf eklemenizi diliyorum...






        

1 Aralık 2015 Salı

BİR HİNDİ ANISI




      Doğayı ve hayvanları çok seven bir insan olarak küçük bir ilçede okumanın en güzel yanı bunlarla iç içe olmak diye düşünüyorum.
Böyle düşündüğüm içinde kocaman bahçesi olan bir müstakil evde oturmayı tercih etmiştim.
     Bir sene boyunca birçok kişi ile yurtta kaldıktan sonra eve çıkmak gayet iyi gelmişti… Fakat doğuda okumanın en zor yanı sanırım ev işleri ile uğraşmaktı. Özellikle de kışın soba yakmak işkence gibi bir şeydi. Ama yaktıktan sonra yanına kurulup çay içerek ve yemiş yiyerek kitap okumanın ve sevgili kediciğimin o hırıltılarını duymanın tadı hiçbir şeyde yoktu. Hele o sobanın üzerinde kestane yapmak, ayva yakmak off o müthiş bir keyifti.
     Ev arkadaşım doğulu olduğu için ona bu işler çok basit geliyordu ama ben biraz zorlanıyordum oda farkında olduğu için pek yaptırmamaya gayret ediyordu.Çünkü her yaptığımda fatura hep ona kesiliyordu.Çünkü benim hatırladığım tek şey ben çocukken annemlerin soba yaktığıydı. Daha sonra kaloriferli ,kombili evlere çıktık ve başkada soba görmedim.
    Kışın soba ile ilgili en güzel hatıram ise yine ev arkadaşım ile akşam vakti aldığımız odun ve kömürün yüklenilip eve getirilişi ve bizim onları kömürlüğe dizmemiz idi.O kadar çok odunu bir arada görünce sanki hazine bulmuş gibi çok mutlu olmuştum.Sevgili arkadaşımın o mutluluğumda çekmiş olduğu fotoğrafı hala saklıyorum ve her baktığımda mutlu oluyorum.
    Bunun haricinde hayvanlara dokunmayı onlarla vakit geçirmeyi çok seviyorum.Benim en büyük şansımda sanırım bu idi.Ev sahibimizle yan yana olan evlerde oturuyorduk ve onun bahçeside kocamandı.O bahçeden kaçan tüm hayvanlar bizim bahçeye giriyorlardı.

Kışın kapalı alanda bakılan hayvanların, bahar döneminde bahçelerde olmaları hatta okula giderken hep beni görmeleri çok manidar durumlardı. Ev sahibimizin beslemiş oldukları hindilerle her sabah karşı karşıya gelmek inanılmaz ürkünçtü. Çünkü zavallı hayvanlar benden bende zavallıcıklardan korkuyordum. Öğle vakitlerinde ise eve gelirken koyunlarla, keçilerle beraber yürüyordum. Hafta sonları ise İneklerle, öküzlerle beraber bahçede oturup kahve içiyordum. Hatta izin verdiklerinde sağmak için bile gidiyordum yanlarına…
Bir yılbaşı ertesinde komşumuzun zavallı hindinin tekini bağladığını hatta kesme aşamasında olduğunu gördüm. Hatta sevgili ev sahibim yemeğe de davet etmişti. Şimdi davete icabet etmemek olmazdı çünkü yaşlı başlı insanlardı. Onun için tabi ki de gittim. Fakat ben biraz duygusal bir insan olduğum için zavallı hindiciği yiyemedim. Hatta o günden sonra hiçbir şekilde hindi yemeği aklımın ucuna bile getirmedim…

Şimdi nerden çıktı bu hindi muhabbeti derseniz malum yılbaşı yaklaşıyor. Benim de haliyle yılbaşı anılarım depreşti.O güne kadar hiç aklıma gelmemişti masada soruverdim neden yılbaşında hindi kesiyorsunuz dedim ev sahibimize sonuçta bizim örf ve adetlerimizde böyle bir şey yok diyerek onlarında hem yaşlarına hürmetten hem de samimi bulduğumdan ötürü...
Meğersem benim sevgili ev sahibemim kökleri kızılderelilere kadar dayanıyormuş.Bir şaşırdım bir şaşırdım ki anlatamam neee deyiverdim birden.Ev sahibi tonton amcam anlatmaya başladı maceralarını...Dedesinin dedesi kızıldereliymiş ve aralık aylarında hindi avlamaya giderlermiş avladıkları hindilerin bir kısmını satarlarmış kendilerinin payını da şükür amaçlı tüm sevdikleriyle bir araya gelerek bir masada paylaşırlarmış.Çocukluğundan beri böyle görüp böyle yetişen birinden de farklı bir şey yapması beklenemez zaten.Peki bu doğrumu yani bu tutum doğrumu diye sorduğumda ise tabiki de hayır hindi her zaman kesilip yenilebilecek bir hayvan dedi.Ona yılbaşında olan bu mevzu tamamen para kazanmak amaçlı yapılan bir tutummuş.Fakat kendisi beslediği ve her zaman kestiği için sorun yokmuş :)

Bunun yanı sıra sevgili ev sahibimin koyunları,keçileri vardı.Kurban bayramını da kurbanını keserek kutlardı.
Bizim payımızı da unutmazlardı.Hele tonton ev sahibimin o bahçede bize yapmış olduğu mangalları,ziyafetleri unutamam.
Hem sevip hem de kesip yemesi önce biraz acı oluyor ama zamanla alışılıyor.Çünkü onlar bize Rabbim'in vermiş olduğu kurban onun için de kesilmesi önemli sonuçta bir ibadet yerine getiriliyor.

Sevgili ev sahibim ve eşi çoktan rahmetli oldular.Ama ben onları o kadar güzel hatırlıyorum ki onun için hala bende yaşıyorlar.O kadar çok anım var ki onlarla beraber unutması imkansız olan Allah onlara rahmet eylesin.
Herkese onlar gibi insanlarla bir arada olmayı nasip etsin diyerek yazımı burada sonlandırıyorum.

30 Ağustos 2015 Pazar

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI




    Henüz sekiz yaşlarındaydım. O zamanlar annem ile babam henüz boşanmamışlardı.Ankara da yaşıyorduk ve babam bir parkın kafesini işletmekte idi.Okullar yaz tatiline girdiği için günümün çoğunu burada geçiriyordum.Babamı küçüklüğümden beri hep az görmüşümdür sürekli şehir dışına gidip gelirdi.Yanımızda olduğunda ise paçasından ayrılmazdım.

    Babam milliyetçi bir insandı ve tüm önemli günleri bilirdi. Bu önemli günlerde eve ve dükkana bayrak asardı.Ve birlikte Anıtkabir'e giderdik.Orada yapılan kutlamalara bizde katılarak izlerdik.
Fakat babam ile birlikte en son kutlamam 8 yaşında 30 Ağustos Zafer Bayramı idi.
O bayram kutlamasını çok net hatırlıyorum bembeyaz bir elbise giydirmişti annem belinde kırmızı bir kurdela vardı ve ayagımdada kırmızı rugan kurdelalı ayakkabılar.Elimde bir bayrak göğsümde ise öğretmenimin okuma bayramında hediye ettiği Atatürk posteri olan bir rozet.Heyecan içinde babamla Anıtkabir e gittik.Nereden bilebilirdim ki babamla gideceğim son bayram kutlaması olacağını.

Daha sonra annem ve babam ayrıldılar ve biz İstanbul'a taşındık.Uzun bir süre babamı görmedim.
Yeni bir okula başladım ve artık hiç bir şey eskisi gibi değildi.
Bende tek değişmeyen şey babamın bıraktığı bazı alışkanlıklardı. Tüm özel günlerde babam gibi evimizin camına bayrak asıyordum ve erkenden kalkıp okuldaki kutlamalara gidiyordum.
Aradan yıllar geçmesine rağmen ben bugün yine bayrağımı camıma takarak kutlamaların olduğu yere gitmeyi düşünüyorum.



Aradaki tek fark o zaman bu bayramın ne için kutlandığını bilmiyordum ama şimdi en ince ayrıntısına kadar her şeyi okudum araştırdım ve öğrendim.Bu duygular küçük yaşta yüreğe işlenir ve ömrünün sonuna kadar da hep aynı tazelikte durur.

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI 

1922 yılında 26 Ağustos'da başlayıp 30 Ağustos'da  Dumlupınar'da Mustafa Kemal'in başkomutanlığında galibiyet ile sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesini yani Büyük Taarruz 'u hatırlamak ve anmak için kutlanmaktadır.
Bu bayram ülke topraklarının düşmandan arındığı günü kutlamak için Atatürk tarafından bizlere armağan edilmiştir.

Zafer Bayramı, ilk defa 30 Ağustos 1923 günü Afyonkarahisar, Ankara ve İzmir’de kutlanmıştır. Resmî olarak Zafer Bayramı ilân edilmesi 1935 yılının Mayıs ayında olmuştur.






BURSA YEŞİL CAMİ & YEŞİL TÜRBE

Bahçelievler Belediyesinin düzenlemiş olduğu günübirlik Bursa gezisine katıldığım ve soluğu o çok istediğim Yeşil Cami de aldığım anı paylaş...