ders etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ders etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2015 Çarşamba

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ


       Her sene 24 Kasım da öğretmenler gününü kutlamaktayız. Senenin bir günü bile olsa öğretmenler için bence bugün çok özel ve güzel bir gün.
Peki bizler bugünün anlam ve önemini hatta bugünün nasıl meydana getirildiğini biliyor muyuz ? Geçte olsa bir öğretmen adayı olaraktan bugün öğrendim ben bunu…
24 Kasım 1928 tarihi aslında Atatürk’ün ‘’Millet Mektepleri’’nin Başöğretmenliğini kabul etmiş olduğu gündür. Atatürk'ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında onun "başöğretmen" oluşunun yıl dönümlerinde ülke çapında Öğretmenler Günü kutlanmasına karar verildi. Öğretmenler Günü ile ilgili kutlamalar, 26 Kasım 1992’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Öğretmenler Günü Kutlama Yönetmeliği çerçevesinde gerçekleşir.
Ayrıca şunu unutmamalıyız ki diğer ülkelerde bu günün anlam ve önemini kavramış ve ilk olarak biz Türklerin kutlamış oldukları bu günü kendileri de kutlamaya başlamıştır. Aynı tarihlerde olmasa da bu günün değerinin kavranması gerçekten önemlidir.1994 tarihinden itibaren birçok ülkede 5 Ekim günü UNESCO tavsiyesiyle öğretmenler günü olarak kutlanmaya başlamıştır.
Fakat her ülkenin kendine ait kabul etmiş oldukları tarihler ve günler vardır. Takip ettiğim ülkeler arasında mesela Mısır, Libya, Fas gibi Arap ülkelerinde 28 Şubat gününün öğretmenler günü olarak kutlandığını biliyoruz.

       Bizler 7 yaşından itibaren hatta son zamanlarda okula başlama yaşı daha da bir küçültüldü ama direk öğretmenlerin eline bırakıldık.Günün yarısını öğretmenler ile geçirdik.İlkokulda tek bir öğretmen varken ortaokulda birden bir sürü öğretmen olmaya başladı.Lise,üniversite derken eğitim aldığımız birçok öğretmen oldu. Son zamanlarda biz öğretmenlerimize her ne kadar hoca desek de…
Her bireyin öğretmenlerle ilgili iyi kötü anıları vardır. Benimde iyi olan ve kötü olan inanılmaz çok anım var. Bu anıların nedeni ise çocukluğumdan beri çok fazla okul değiştirmemden ve çok fazla kurs almamdan kaynaklanmaktadır.
Ben gerçekten birçok öğretmenin sadece kariyer amaçlı ve sadece hayatını geçindirmek adına öğretmen olduğunu düşünmekteyim yada bana denk gelenlerin çoğu böyle… Ama bazı hocalarımda vardı ve varlar ki gerçekten yüreği o kadar büyük insanlar ki o kadar hakkediyorlar ki bu mesleği ne kadar anlatırsam anlatayım o sonsuzluğu o minneti bulamam, anlatamam.

      Hayatım boyunca nefret ettiğim tek bir öğretmenim oldu. Nefret demeyeyim de çocukken bana karşı birçok davranışıyla kalbimi paramparça eden bir kırgınlıktı. Evet ilkokul öğretmenlerimden biriydi.Daha 9-10 yaşlarında 3.sınıfa giden bir öğrenciydim. Okulum değişmişti, arkadaşlarım değişmişti, yaşadığım alan hatta ailem değişmişti. Çocuk olmama rağmen o kadar zor günler geçiriyordum ki… Çok çalışkan bir öğrenciyken birden her şeyin bozulması ile tembel bir öğrenci haline gelebilirsiniz.En önde oturan bir öğrenciyi siz tek bir soruya cevap veremediği ve ağladığı için en arkaya oturtup onu dışlarsanız o öğrenci bir kez daha hayattan dışlandığını düşünür.
Okulda bit kontrolünü anahtarla yapan tek öğretmen oydu herhalde.50 kişilik bir sınıfta 5 kişiyle ilgilenen diğer kalan 45 öğrencinin umurunda olmadığını düşündüğüm tek öğretmendi.
      Hiç unutmam bir gün bayramda elini öpmeğe bayramını kutlamaya gitmiştim. Daha kurban bayramının gerçekten ne anlama geldiğini bile bilmiyordum ki bana dediği bir cümleyle yerle bir etmişti beni dilenciymişim gibi ‘’et istemeye mi geldin’’ demesi gerçekten bir çocuğun onurunu gururunu ne anlama gelmediğini bile bilmese yıkar yerle bir ederdi bana da bunu yaşatmıştı.
Daha da kalbimi kıran çok hikayesi vardır bu öğretmenin bende ömür boyu unutamam belki de yapmış olduklarını. Büyüdüğümüz de daha çabuk affedebiliyoruz belki de umursamıyoruz dünya telaşına düşüp çoğu şeyi görmezden geliyoruz .Ama çocukken dünyamız kocaman oluyor ve baş köşede de genelde öğretmenler bulunmaktadır. Bunun için hiçbir çocuğun kalbini kırmamak gerekmektedir.

Yazımı burada sonlandırmak üzere sevgili öğretmenlerimiz için söylenmiş  çok fazla güzel söz var onlardan birkaçını paylaşarak bitirmek istiyorum.

Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.     Hz.Ali

Gelecek gençlerin gençler ise öğretmenlerin eseridir. M.Kemal ATATÜRK

Yeryüzünde öğretmenlikten daha şerefli bir meslek tanımıyorum. 
 DİYOJEN


Dünyanın her tarafında öğretmenler insan topluluğunun en fedakar en saygıdeğer unsurlardır.       
M.Kemal ATATÜRK

22 Kasım 2015 Pazar

ÖNYARGI

   

  İlk üniversite sınavına hazırlanırken oldukça zor bir dönemden geçiyordum. Ailevi sorunlar, ekonomik sorunlar, arkadaş çevresi sorunları vs. birçok sorun yaşıyordum. Derslere adapte olamıyordum ama yine de çalışmış yeterli bir puan almıştım. Herkes ailesine yakın olan şehir dışı  yerleri yazarken ben ne yapacağımı bilemiyordum. Tüm cesaretimi toplayarak bir tercih listesi oluşturdum. Oluşturduğum listeyi görenler oldukça şaşırmışlardı. Çünkü İstanbul’a en uzak yerleri yazmıştım. Ve benden hiç beklenmeyen bir bölümü tercih etmiştim.
Zamanı geldiğinde kazanılan yerler açıklandığında BİTLİS çıkmıştı. Bölüm olarak da Turizm ve Otel işletmeciliği Bölümü çıkmıştı. Ben tercihlerimden yana gayet mutluydum. Bir çok sorundan uzaklaşıp yeni bir yerde yeni insanlarla ve yeni başlangıçlarla devam edecektim.
2007 yılında ilk defa annem ile birlikte okula kayıt olmaya gittim. Daha sonra dönüp eşyalarımı topladım ve Bitlis’e gidip bir yurda yerleştim.
Bitlis’e okumaya geldiğimi öğrenen tüm arkadaşlarım büyük bir şaşkınlıkla senin ne işin var ne yapacaksın orada diye tepki verip hatta üzerine dalga geçiyorlardı. Akrabalar, eş dost baya bir ön yargılı davranıyordu. Ama benim Bitlis’e gider gitmez öğrendiğim ilk şey ise ön yargının ne kadar da yıpratıcı ve öz güveni tamamen yok eden bir davranış olduğunu öğrenmemdi.
Yurtta ve okulda yeni birçok kişiyle tanışmıştım. Ve ilk defa bu kadar çok farklı illerden arkadaşım olmuştu. Ve benim bakış açım çoktan değişmeye başlamıştı bile…
Bitlis’in Adilcevaz ilçesinde 2 yıl boyunca okudum ve çok çok güzel deneyimlerim oldu. Dünyaya bakış açım, insanlara bakış açım değişti. Büyük bir şehirde yaşadıktan ve o manzarayı gördükten sonra küçücük bir şehirde yaşamak başta zor oldu ama alıştıktan sonra öyle de bir yaşanıyor ki…
Küçük şehirde yaşamak bana ne mi kattı J
Küçük bir şehirde yaşamak trafikten uzak olmak demektir. Kalabalık olmayan herkesin genelde birbirini tanıdığı ortam demektir. Gereksiz alışveriş merkezlerinin olmadığı doğal çevrenin daha çok olduğu bölge demektir. Temiz hava hormonsuz ürün tüketebilmek demektir. Gürültü kirliliği, çevre kirliliği az demektir.
Tek dezavantaj sinema, tiyatro, konser vs. etkinliklerin daha az olduğu bir bölge demektir.
Evet ben 2 yıl boyunca Bitlis’in Adilcevaz ilçesinde okudum. Ve herkesin görmek isteyip göremeyeceği güzel yerler keşfedip, gördüm. Herkesin ne var ki orada niye gittin dedikleri cümleleri onlara iade ettim.
Çünkü bana o kelimeleri sarf eden insanlar bu yere hiç gitmemiş olan insanlardı. Onlara çok uzak olan bir şehirdi hatta köydü. Bu yerle ilgili hiç belgesel seyretmemiş hiçbir fikri olmayan kişilerdi.
Ama ben fikirlerini değiştirdim bir çok fotoğraf çektim,bir çok belgesel izlettim ve daha bir sürü şey.
Bu sadece bu şehir için geçerli değil tüm şehirler için geçerlidir.
Bu yazımda öncelikle ön yargı kelimesini irdelemek istedim. Aslında ön yargılarımızı bir kenara bıraktığımızda neler neler başarabileceğimizi kendimden örnekler vererek anlatmaya çalıştım.
Bizlerin küçümseyerek baktığı  yerlerde aslında birçok şey öğrenilmektedir. Özellikle de tarihi ve kültürel yönden insan kendini oldukça geliştirebilmektedir.

Bitlis’te gezip görmüş olduğum tüm yerleri en ince ayrıntısına kadar anlatmak ümidiyle…

BURSA YEŞİL CAMİ & YEŞİL TÜRBE

Bahçelievler Belediyesinin düzenlemiş olduğu günübirlik Bursa gezisine katıldığım ve soluğu o çok istediğim Yeşil Cami de aldığım anı paylaş...